Ay: Ocak 2012

Yavaş yavaş Kore dizilerine olan inancım, inanç demiyeyimde, ilgim azalmaya başladı. Buna en büyük etken artık kendini tekrar ediyor olması. Tamam diziler kendini tekrar edip belli bir formatta ilerleyebilir ancak olay örgüsü, bunun kullanımı ve oyunculuk ve bunun gibi diziyi izleten sebeplerin sağlam olması gerekli. Kore dizi sektörü de bunu kaybetmeye başlıyor gibi.
Dong-an-min-nyeo 2011 yapımı bir dizi. Bana ekstra bir izleme zevki sunmayan madem başladım bitireyim edasıyla devam ettiğim bir dizi. Hikaye zamanı çok kısıtlı. Bu kısıtlı süreç aktif olarak kullanılamamış. Her bölüm bir şey olacak diye bekliyorsunuz ancak diğer bölümlerin tekrarından başka bir şey karşımıza çıkmıyor. Tabi her iki üç bölümde bir hikayenin kendini tekrar etmesi ise dizinin en büyük eksisi.
Yorum Bırak
SOAP, Amerika’nın “Çevrimiçi Korsanlığı Önleme Yasası”. Peki bu yasa bizi neden ilgilendiriyor? Bu soruya verilecek yanıt internet bilgi erişimlerinin büyük bir çoğunluğunu hatta…
Yorum Bırak

Oyuncu kadrosu iyi senaryosuna rağmen bende pek beklediğim etkiyi bırakmayan bir film İlk Aşk. Yönetmen koltuğunda Nihat Durak var. Daha çok dizi filmlerde görmeye alıştığımız bu isimin ilk sinema filmi. Sanki sıkışık anlatımda biraz sorun yaşamış gibi geldi bana bu filmde. Oyuncuların tamamının iyi ve başarılı olmasına rağmen filmde bir yapmacıklık var. Filme adapte olmakta zorlanıyorsunuz.
Hikayenin daha samimi anlatılabileceğini düşünüyorum. Ancak olan biten, eski arkadaşlıklar kasaba insanlarının dayanışması sinemamızda sürekli rastladığımız cinsten. Yönetmen ise bunun üzerine koyup ekstra bir anlatım verememiş bize.
Yorum Bırak
Her kitabını bıkıp usanmadan takip ettiğim yazar Stephen King’in son kitabı Zifiri Karanlık, Yıldızsız Gece. Son romanı demedim çünkü bu kitap bir öykü kitabı. Öykü yazmak,…
Yorum Bırak

Heyecanlı bir şekilde başlayan, ancak sıradan bir şekilde devam eden fantastik bir dizi Lost Girl. Neden heyecanlı başlamasın. Sevişerek güçlenen ve bir succubus var karşımızda. Güce olan açlığı bol bol sevişmesi ile ilk bölümlerden dikkatimizi çekiyor. Hem de kendisinin biseksüel olması cabası. Ancak Bo (succubusumuzun adı) düzenli bir hayat sürememektedir. Çünkü sevgililerini bu açlık yüzünden öldürmektedir. Bu sebepten dolayı sürekli kaçar ve kimlik değiştirir.
Hikayemiz ise onun son cinayeti ile başlar. Bo kendini kontrol edememekte ve insanları istemeden öldürmektedir. Polisler bu konuyu araştırmaya başlarlar ve Bo’nun izini bulurlar. Kendi kimliğini araştıran Bo o günden sonra bambaşka bir dünyanın varlığından haberdar olur. Dünyada bunca yıldır kendilerini gizlemiş olan Fae’lerden birisidir kendisi de.
Yorum Bırak

Anlatılması zor olan filmlerden biri de Terrence Malick‘in The Tree of Life. Filmi yorumlamak için hangi açıdan bakılması gerektiği karmaşası şu an aklımda. Görsellik, oyunculuk, müzikler açısından tam anlamıyla iyi bir film. Ancak anlatım dili, monologlar hikaye biraz izleyiciyi sıkıyor.
Standart bir izleyici için zor bir film The Tree of Life. Karşımıza çıkan bir belgeselden farksız. Filmin en büyük özelliklerinden biri de bu eşsiz güzellikteki görüntüler. Filmin konusunu, diyalogları, monologları bir yere itip görüntüleri izlediğinizde film zaten tatmin edici bir göz zevki sunuyor bize. Ancak filme hikayeyi de dahil ettiğimizde, film monologlarla birlikte, anlaşması zor bir hal alıyor. Bura da normal bir izleyici için oldukça sıkıcı.
Yorum Bırak
Zor okunana bir o kadar da güzel bir kitap Piç. Romanı okurken karakterlerin yerine kendinizi koyuyorsunuz. Onların düşüncelerini paylaşıyorsunuz. Bazen abartılı bulup öfkelendiğinizde…
Yorum BırakAmerican Horror Story’i görünce aklıma ilk gelen beni Masters of Horror gibi bir yapımın karşılayacağıydı. Her bölüm farklı bir hikayenin geleceğine kendimi şartlandırmıştım. Ancak dizi beni yanılttı.…
Yorum Bırak