İçeriğe geç

Ay: Nisan 2013

Samsara

Öncelikle Samsara hakkında söylenebilecek pek fazla bir şey olmadığını söylemeliyim. 2011 yapımı belgeselin yönetmen koltuğunda Baraka’dan tanıdığımız, bildiğimiz  var. Ron Fricke yine mükemmel bir iş çıkarmış. Film mükemmel bir görsellik çıkarıyor karşımıza.

Bununla birlikte herhangi bir diyalog olmaması, müziklerin etkisi arttırırken, görsellerin kurgusu müzikle birlikte zaten izleyici üzerinde istenilen etki ve düşünceyi bırakıyor. Yine kurgu aynı yönde ilerliyor, doğa, insanlar ve dinler. Sözlük anlamı dünya – dünyanın işleyişi anlamına gelen Samsara’da insan yapılarına da değinmiş. Yaratım – yıkım tüm bu süreçler belgeselde yer alıyor.

Yorum Bırak

Anna Karenina

Beyaz perdeye ve ekrana onlarca kez uyarlanan Lev Nikolayeviç Tolstoy‘un ünlü romanı Anna Karenina’nın 2012 yapımı yeni versiyonun yönetmen koltuğunda  var. Wright başarılı bir iş çıkarmış diyebilirim. Tabi zor bir roman ve defalarca uyarlanan bir hikaye olduğu için filmin yeni bir şeyler vaat etmesi gerekiyordu. Görsel olarakta bunu başarmış. Bunun karşılığını da 85. Akademi Ödüllerinde, En İyi Kostüm Tasarımı dalında ödül alarak göstermiş. Gerçi bu filmi izledikten sonra Les Misérables için verilen En iyi makyaj ödülünü de bu filme verebilirlermiş diye düşündüm.

Kurgu, geçişler, görsellik çok güzel film görsel olarak kesinlikle tatmin edici. Her bir karesi bir fotoğraf gibi. Hikayenin bir tiyatro salonunda canlandırılarak geçmesi zaman zaman derinlikte yaşadığım gelgitler dışında yönetmen yeni bir şey denemiş ve bunun altından başarılı bir şekilde kalkmış.

Yorum Bırak

Kimyô na sâkasu

Japon korku sinemasının büyük ustalarından ‘nun 2005 yapımı filmi Kimyô na sâkasu. Bu filmde Sono’nun diğer filmleri gibi izlemesi zor bir film. Sonu bu kez filminde gerçek ve hayal arasındaki ince çizgiye başarılı bir şekilde değinmiş. Tabi bu değiniş her zamanki gibi rahatsız edici biçimde olmuş. Film uluslar arası arenada Strange Circus adı ile tanınıyor. He ne kadar filmin bütünü anlayıp sirk mevzusuna anlam veremesem de aynı zamanda şair olan Sono’nun bir yerlere bir şekilde göndermeler eklediğini düşünüyorum.

Kimyô na sâkasu’nun hayal ve gerçekliğe açılan zor bir film olduğunu söylemiştim. Ancak yönetmen bu iki durum arasında başarılı bir şekilde geçiş yapmış. Filmin gerçekle halay arasındaki geçişlerini fark ediyor ancak onların birer gerçek olduğu izlenimini üzerinizden atamıyorsunuz.

Yorum Bırak

Ben ne zaman mutlu olsam birisi ölüyor ben artık mutlu olmak istemiyorum. Behzat Ç

Yorum Bırak

Dirty Girl

Vakit geçirmek için ne izlesem diye kıvranırken çok ta kafaya takılmayacak öyle eğlencelik bir film arayışıma ‘nın 2010 yapımı Dirty Girl’ü çözüm buldu. Film eğlendiren, eğlendirirken de düşündüren bir film. Tabi bizim düşünme yaşımız biraz geçtiği için karşımızda eğlencelik bir ergen filmi yer alıyor.

Filmde ‘i görmek ise benim için ayrı bir heyecan oldu. Filmi izlememe anlam kattı diyebilirim. Çok oyunculuk gerektiren bir karakter değildi zaten sadece onu görmek bile yetti. Hatta bir puan da fazla verebilirim bu sebepten dolayı filme. Gerçi ben puanlama yapmıyorum.

Yorum Bırak

The Evil Dead I, The Evil Dead II ve Army of Darkness

Hazır Evil Dead’in yeni sürümü sinemalardayken (sanki versiyon yükseldi) eskiyi yad etmek bakımından üçlemeyi yeniden izleyip blog’taki eksikliği de kapatmak için bir yazı ele alayım dedim. Oturup üç filmi de art arda keyifli bir şekilde izledim. Koca bir günü buna ayırdım desem yalan olmaz. Peki mutlu muyum? Bu konuda kararsızım.

1981 yapımı film zamanında oldukça büyük bir gişe başarısı getirmiş beraberinde. Tabi bu getiri de haksız sayılmaz klişeleşmiş dediğimiz bir çok olgunun temeli bu filme atılmış. Gerek hikayesi gerekse kurgusu dönem itibarı ile insanı korkutmak için birebir.

Yorum Bırak

Unutulmanin ölmekten tek farkı sadece nefes alıyor olmak.

Yorum Bırak

Insanlar ne kadar mutlu yada mutsuzlugumla daha çok gözüme batiyorlar.

Yorum Bırak

xxxHOLiC

Olay xxxHolic olunca dayanamadan hemen izlemeye koyuldum. Bu kez xxxHolic, ete kemiğe bürünmüş bir J-Dorama olarak çıkıyor karşımıza. Tabi içimdeki merak Yuko’nun nasıl olacağı yönündeydi. Hazır Yuko’ya odaklanmışken karakterlerle devam edeyim.

Yuko açıkçası animedeki kadar iyi değildi. Tamam belki boy uzun boyu ile belki biraz andırıyordu ama yüz olarak kesinlikle Yuko’nun yanından bile geçmez. İlk üç bölüm kendimi bu kadının Yuko olduğuna inandırmakta zorluk çektim. Bu arada Yuko’yu 86 doğumlu Anne Watanabe oynuyor. Kendisi ‘nin kızıymış.

Yorum Bırak

Xingu

Başarılı bir macera filmi de Brezilyalı yönetmen ‘den gelmiş. Tabi bu film bir yerde doğal yaşamı nasıl katlettiğimizi insanları nasıl köleleştirdiğimizi de gözler önüne sürüyor. Filmi izlerken yaşanan haksızlığa siz de karşı çıkıp ezilenin tarafında oluyorsunuz ama bir yerde ezen tarafta olmak ikileminizi arttırıyor. Xingu gerçek bir hikayeden alıntılanmış bir biyografi özelliğini taşıyor.

Claudio, Orlando ve Leonardo Villas Boas adındaki üç maceracı kardeşin başından geçenler anlatılıyor filmde. Üç meraklı kardeş devletin işçileri arasına gizlice girerek Xingu nehri kıyılarındaki yaşamı araştırmak üzere bir ekip kurarlar. Yolculukları esnasında burada beyaz insan görmemiş kabilelerle görüşürler. Tabi kabilelere yaklaşımları iyi olduğundan, kabile sakinleri de onları kabul eder. Bir yıl gibi bir süre burada onların içinde yaşarlar.

Yorum Bırak

Abone ol