İçeriğe geç

Ay: Temmuz 2013

Silent House

Geçtiğimiz senelerde  kapsamında izlediğimiz Uruguaylı yönetmen ‘in La Casa Muda‘sının Amerikan versiyonu Silent House. Senaryoya ufak tefek müdahaleler olmakla birlikte genel anlamda aynı işleyişe sahip. Ancak belirtmem gerekir ki La Casa Muda‘nın finali daha tamamlayıcı ve daha etkili olmuştu. Hatta daha sert bir film karşımızdaydı. Ancak  ve  tarafından uyarlanan bu film oldukça yumuşak bir film olarak karşımıza çıkıyor. Tabi film yumuşak olunca zaten orijinalinde de tatmin etmeyen film daha tatminsiz bir hal alıyor.

2011 yapımı olan filmin 2012 yaz döneminde de vizyona girmesi ayrı bir konu tabi. Aslında ortalıkta daha iyi filmler dönerken böyle isimsiz ve etkisiz bir yapımın vizyonda yer edinmesi, sanki yaz dönemini film şirketlerinin ucuza kapatalım ama bilet fiyatlarımız fazla olsun mantığından para kazanmaya çalışmaları olarak görüyorum. Zaten sinemalar üzerine yazmakla bitmez cümleler.

Yorum Bırak

Pacific Rim

“Robotları al Godzilla’larla savaştır” gibi bir özet yapabilirim filmin tanımlaması için. Böyle filmler var elbet ancak ben pak fazla izlemediğim için bu film de buradan alıntı diyemeyeceğim. Zaten malum sitelerde bunların karşılaştırmasını yapan onlarca insan var. Ancak film bana çok fazla Voltran’ı anımsattı. Yaratıklar için Godzilla demiştim zaten burada türlüsünü görüyoruz. Voltan demişken dev robotlarımızın dayak yeyip yeyip sonra karşısındakini dövmesini diyorum. Ancak izleyici olarak sanırım kaderimiz bu.

Şimdi robotlara girmişken filme biraz daha dalıyorum (bu arada iki ayrı değerlendirme yapmaya çalışacağım) Bütün milletler birleşmiş muazzam bir teknoloji ile dev robotlar yapmış, o kadar nükleerden o kadar güçten bahsedilmiş ama benim anlayamadığım kısım benden robotların hala klasik uzak doğu dövüş yöntemlerini kullandığı. Abi salla bombaları, salla lazeri iş bitsin. Yaratıklara yumrukla, tekme tokatla girmenin alemi nedir? Tabi bu aksiyonu körüklüyor. Bir yerde robotlar inan gibi dövüşmeselerdi onlarla empati kurmamız zor olurdu.

Yorum Bırak

Babil Kitaplığı – Chesterton – Apollonun Gözü (The Three Horsemen of Apocalipse, The Queer Feet, The Honour of Israel, Gow The Duel of Dr. Hirsch)

Gilbert Keith Chesterton’un beş kısa ve güzel hikayesi kitapta bulunmakta. Bunlardan ilki Mahşerin Üç Atlısı; Bir idam fermani ve onun iptali için gönderilen üç ulak…

Yorum Bırak

Trance

Ünlü yönetmen ‘un son çektiği ancak pek ses getirmeyen filmi Trance. Bunun sebebi de Danny Boyle’un diper filmlerinde de bulunan eksiklikleri bu filmdede devam ettiriyor olması. Film oldukça güzel bir konuya sahip. Kurgusu, işlenişi oldukça başarılı. Tabi araya atılan gereksiz sahneleri saymazsak. Hikayenin işlenişi açısından filmi algılamak biraz zor olsa da dikkatlice izlendiğinde kendine adapte eden oldukça başarılı bir konusu var filmin. Ancak üzerinde çok fazla durulmamış düşünülmemiş. İyi bir şey çıkacakken ortaya sıradan bir şey çıkmış.

Bir çok kişi filmi Inception‘la kıyaslamış. Aslında iki filmin kıyaslanması sadece gerçeklik ile ilgili konuda olur. Aksi taktirde aslında iki film birbirinin yanından bile geçmiyor. Bu konuda Trance için, Inception devşirmesi bir film takısı takanlara bir şeyi hatırlatmak isterim ki Trance 2001 yapımı ‘nin yazıp yönettiği aynı isimli filmin uyarlaması. Yani Trance daha eski bir film.

Yorum Bırak

Mi-hwak-in-dong-yeong-sang / Don’t Click

미확인 동영상: 절대클릭금지

Filme başlamadan önce yine filmin ismi konusundaki Türkçe çeviri faciasına değineyim. Film Türkiye’de geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi ve isim olarakta çevirmenlerimiz Ölüm Kapanı olarak filmin ismini uygun görmüşler. Ancak hangi mantıkla bu isim düşünülmüş anlamıyorum. Sanırım isim belirleyen kurulun (tabi öyle bir kurul varsa) kapanlarla ilgili kötü bir anısı var. Filmin İngilizce lansman adı “Tıklama”. Koreceden nacizene bir şekilde çeviri yaparsak “Bilinmeyen Video: Tıklamak Yasak” gibi bir çeviri çıkıyor karşımıza.

Filme döndüğümüzde aslında film sinemalarda gösterilecek kadar iyi bir film değil. Muhtemelen Kore’de televizyon filmi olarak çekilişte olabilir. Ancak hikaye artık dört bir tarafımızı saran güvenlik kameralarını içerdiği için izlenmesi biraz cazip geliyor. Aslında film güvenlik kamerası reklamı kokuyor (sponsorun çalıştığım şirket olduğunu unutturmayayım kendime). Durum böyle olunca hikaye aslında bildiğimiz uzak doğu korku filmlerinin ötesine geçmiyor. Halka ile başlayan “kasedi izleme”nin, dijitalleştirilmiş “videoya tıklama” versiyonu Mi-hwak-in-dong-yeong-sang. Yine genel olarak uzak doğu korkularında olduğu gibi gençler ön planda.

Yorum Bırak

The Presence

Filmde  ve  gibi isimlerin olması sizi tereddütte düşürmesin film tam anlamıyla sıkıcı ve gereksiz. Hikaye benim için bildik ve tanıdık ama bu konu ile ilgili iyi işler çıktığından dolayı filmi izlemeden geçmedim. Film aynı zamanda senaristi olan ‘un ilk yönetmenlik denemesi. Filmin yönetim konusunda başarılı olduğunu da söyleyemeyeceğim.

Film tek mekanda, ulaşımı kısıtlı bir adada geçiyor. Fazla karakterin dahil olmaması oyunculuk dozunun yüksek olmasını gerektiriyor ister istemez. Aslında oyunculara baktığımızda iyi olduklarını görüyoruz ancak gösterdikleri performans pek etkileyici değil. Buna sebep belkide karakterleri tam anlamıyla tanıyamamış olmamız. Senaryo bu konuda pek bir şey vermiyor bize.

Yorum Bırak

Görünmeyenler

2012 yapımı Türk filminin yönetmen koltuğunda  var. Bu yönetmenin ilk filmi. Senaristler ise . Lakin ben yazılan bir senaryo görmedim desem yalan söylemiş olmam. Çünkü film bize “ah budur” dedirtecek bir senaryoya sahip değil. Paranormal Activity “çakması” bir film karşımızda. Uyarlama yada esinlenme demiyorum bilakis “çakma” kelimesini kullanıyorum çünkü film özellik olarak birebir özentisi olduğu filmin şartlarını sağlıyor. Hal böyle olunca çokta yaratıcı olmayan bir film çıkıyor karşımıza.

Aslında her şey aynı. Çiftimiz yeni büyük bir eve taşınırlar. Evde garip şeyler olmaya başlar ve bunu belgelemek için videoya almaya karar verirler. Gerek kullanılan kamera açıları gerekse efektler oldukça başarısızdı. Film korkutacak sahnenin ne zaman geleceğini size çok net söylüyordu. Gereksiz görsel efektler ve ses efektleri zaten odaklanmakta yada yorum yapmadan izlemeye çalıştığımız filmin dikkat faktörünü üstümüzden alıyordu. 

Yorum Bırak

Galip Derviş

Galip Derviş fragmanı döndüğü anda dikkatimi çekmişti. Tabi dikkatimi çeken ilk şey Türkiye’de az çekilen polisiye olması ve ana kahramanın obsesif kompulsif bir kişiliğe sahip olmasıydı. İlginç bir konuya değindiğini söyleyebilirim dizinin. Tabi baş rolde Engin Günaydın ve Düriye’nin Güğümleri dizisinden aklımda kalan Algı Eke. Tabi daha sonra dizi ile ilgili araştırma yapınca dizinin Amerikan yapımı Monk dizisinden uyarlama olduğunu öğrendim.

Monk’u izlemiş dğeilim bu sebepten dolayı kıyaslamaya girmeyeceğim elbet. Ancak Galip Derviş kadro olarak iyi oturmuş bir dizi diyebilirim. Tabi Ahmet Tekin’i canlandıran Ersin Korkut’u saymazsak . Zaten dizide oyunculuk olarak göze batan bir o var. Dizinin en büyük artılarından biri de her bölümde farklı ünlü kişilerin ekrana gelmesi. Her bölümde yaşanan farklı bir cinayet ve her bölümde farklı karakterler dizinin çıtır çerez olmasını sağlıyor. Yorulmadan rahat bir şekilde izleyebiliyorsunuz diziyi.

Yorum Bırak

İşler Güçler

28 Haziran 2012 tarihinde başlayan, Star Tv’nin yaz disi olarak düşündüğü ancak izlenme rekorlarına da kayıtsız kalamayıp güz döneminde de devam ettirdiği İşler Güçler dizisini elbette bilmeyen yoktur. Benim amacım da blogta dizinin yerini alması ve belleğimde yer edinmesi yönünde.

 Dizinin başrol oyuncuları Çalgı Çengi ile de gönüllerde taht kuran Ahmet Kural ve Murat Cemcir. Bu kez ekibe bir de Sadi Celil Cengiz eklenmiş. Dizinin senarist ve yönetmeni Çalgı Çengi ve Üsküdar’a Giderken gibi yine başarılı fakat tutmayan yapımlara imza atan Selçuk Aydemir

Yorum Bırak