İçeriğe geç

Ay: Temmuz 2014

Girdap

2008 yılında çekilmiş filmi vakti zamanında sosyal sitelerde misyonerlik karşıtı bölümü sebebi ile çok görmüştüm. O zaman da çekimler o kadar çok basit gelmişti ki kısa yapılmış bir öğrenci filmi olduğunu düşünmüş ve bu sahnenin üzerinde pek durmamıştım. Geçtiğimiz günlerde ise bir Türk korkusu izleyeyim diye başladığım araştırmalarım sonucunda bu filmi buldum. Gerçi ben filme korku filmi diye başladım ve film ilk dakikalarına kadar öyle gidiyordu ama sonrasında biraz değişikliğe uğradı.

Şimdi filmi değerlendirmeye başlamadan evvel filmin araya sıkışmış olduğunu söylemeliyim. Hikaye iyi senaryo akla takılacak ayrıntılar haricinde iyi işlenmiş yer yer çekim teknikleri iyi ancak, ışık olsun, kurgu olsun çok başarılı değil. Bununla birlikte ana karakterlerin oyuncukları yerlerde sürünüyor diyebilirim. Filmde iyi oynamış diyebileceğim tek isim Ali Sürmeli var bunun yanı sıra az gözüken Selçuk Yöntem, Fuat Saka’da filmin oyunculuklarını bir an için tatmin edici seviyeye çıkarmışlar.

Yorum Bırak

The Lost Skeleton of Cadavra

Çok acayip bir film The Lost Skeleton of Cadavra. Şimdi nasıl anlatılır bilemedim. Film 2001 yapımı ve IMDB’den 7.1 gibi yüksek bir puan almış. Şimdi bu puanı görenler hemen film hakkında sabırsızlanıp salyalarını akıtmaya başlamışlardır eğer B-Movie fanatiği değilseniz ve klasik Amerikan filmlerinden başka filmlerden filmlerle alakanız yoksa bu 7.1’lik film sizin pek işinize yaramayacaktır. Baştan söyleyeyim ki sonradan hayal kırıklığına uğramayın.

Filmin senaristi ve yönetmeni Larry Blamire. Bu film aynı zamanda yönetmenin ilk filmi. Sonrasında bir kaç film daha yapmış. Bunların arasında da The Lost Skeleton Returns Again adında bir devam filmi de var. Yönetmenin en önemli özelliği sürekli bu tarz filmler üzerine çalışması. The Lost Skeleton of Cadavra’nın en önemli özelliği ise eski film usulünde B-Movie olması. Yani 60’larda B-movie çekildiğini düşünün bu düşüncenin tam karşılığı The Lost Skeleton of Cadavra.

Yorum Bırak

This Is the End

Evan Goldberg ve Seth Rogen‘dan süper bir absürt komedi This Is the End. Filmi izlerken oldukça eğlendim. Gerek göndermeleri gerekse kurgusu açıkçası çok hoşuma gitti. Filmin göndermeleri oldukça iyi. Tabi filmi tam anlamıyla anlamak için filmin gönderme yaptığı tüm filmleri izlemiş olmak gerek. Filmde sevdiğim bir diğer konuda karakterlerin kendilerini oynamaları. Film tam bir kurmaca olsa da nedense bana çok doğal tepkiler varmış gibi geldi. İlk dakikadan olaya girmiş olacağım ama Emma Watson’ın arkasından yapılan tecavüz muhabbeti çok iyi ve oldukça doğaldı.

Film Holywood’da ünlülerin yaşantılarından tutunda, dine ve kıyamete kadar ger türlü göndermeyi yapıyor. Tabi bunun yanı sıra, arkadaşlık, dostluk, fedakarlık gibi insan olgularına da güzel giydirmelerde bulunuyor.

Yorum Bırak

Dhoom 3

Serinin ilk iki filmini keyifle izledikten sonra üçüncü filmi merakla bekliyordum. Film Amerika’da gösterime girmişti ancak filmin Türkiye’de gösterime girmesi beni açıkçası oldukça şaşırttı. Ben filmi sinemada izlemedim ama bir Hint filmi izleyeceksem de daha doğal bir film tercih ederdim. Bu filmde ilk iki filmin yönetmenliğini yapan  yerini Vijay Krishna Acharya‘ya bırakmış. Zaten Vijay Krishna Acharya’yı da diğer filmelrde senaryoda görmüştük. İlk iki filmle bu filmi kıyaslarsak bu film aksiyonu daha bol, daha bir saçma daha bir Amerikan vari olmuş. Yani abartılı oyunculuklar ve Hintçe dışında pek Hint filmi gibi durmuyor film.

Kahramanlarımız yine aynı. Başlarına bir şey gelmemiş. Abhishek Bachchan ve Uday Chopra yine baş rolde. Ancak bu kez filmin bir ağır topu var ve tüm film bu ağır topun üzerine dönüyor. O isim de, Aamir Khan. Üç saatlik koca filmi Aamir Khan götürüyor diyebilirim size. Çünkü filmin yarısından fazlasında onu izliyoruz. Yine başarılı oyunculuğu var. Bu sebepten dolayı Uday ve Abhishek biraz sönük kalmış filmde.

Yorum Bırak

Hanger

Film 2009 yılında video filmi olarak piyasaya çıkmış. Filmin yönetmeni ise Ryan Nicholson. Ryan Nicholson ise bir çok dizide karşımıza makyaj departmanında çıkmış. Yani bu filminde plastik makyajları aynı isme ait. Zaten film bu makyajlardan başka bir şey içermiyor. Filmi izledikten sonra bu film hangi amaçla izlenir diye bir araştırma yaptım ve aslında bu türün de çok meraklısı olduğunu gördüm. hatta plotdigger.com sitesinde bu tarz filmler bolca mevcut. Fiyatları da çok ucuz değil.

Biz dönelim filmimize. Filmin pek bir hikayesi yok. Hikaye ile bağlı olarak pek bir anlamı da yok. Filmi özetlemek gerekirse, karanlık, abuk makyaj, garip diyaloglar ve erotizm diyebiliriz. Film öyle dağınık ilerliyor ki bir şeylere anlam veremiyorsunuz. Zaten bir yerden sonra anlam vermeye de çalışmıyorsunuz.

Yorum Bırak

Transformers: Age of Extinction

Serinin dördüncü filminin yönetmen koltuğunda ilk üç filmden de bildiğimiz Michael Bay var. Filmin senaristi ise yine diğer filmlerden de bildiğimiz Ehren Kruger. Filmde bu kadar ortak payda olunca ilk üç filmle de alakalı bir hikaye karşımıza çıkacak diye umutlandım ancak Age of Extinction ile karşıma çok farklı bir hikaye çıktı. Biraz da yadırgamadım değil. İlk üç hikaye Sam Witwicky karakterinin etrafında dönerken belli bir akış içerisinde ilerliyordu. Bu filmde ise ilk üç filmlerdeki karakterlerin adı bile geçmiyor en ufak göndermelerde bile bulunulmuyor.

Yorum Bırak

No One Lives

Filmin yönetmen koltuğunda ‘nın olması filmi izlemem için başlı başına bir nedendi. Ancak Japon yönetmenin Amerika macerasının çokta iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Belkide bunun başlıca sebeplerinden biri hikayelerin Amerikalılar tarafından çekilmesi. Keşke Ryûhei Kitamura memleketinde kalsa da Versus, Aragami!Azumi gibi filmler çıksa ortaya.

No One Lives bir karmaşa ile başlıyor. Bunun en büyük sebebi karakterlerin fazlalığı. Tabi karakterler ortada sadece ölmek için var düşünmek için değil. Film hızlı bir giriş yapıyor. Emma Ward arkadaşlarını öldüren katilin elinden kaçmıştır. Tam koşup ana caddeye çıkacakken katilin kurduğu tuzağa yakalanır. Bu esnada elindeki cam parçası ile ağca yaşadığını belirten bir not bırakır.

Yorum Bırak

Kvinden i buret

Dizi kıvamında bir polisiye film Kvinden i buret. Film 2013 Danimarka, İsveç ve Almanya ortak yapımı. Yönetmen koltuğundaysa Mikkel Nørgaard var. Zaten kendisinin yönetmenlik geçmişine baktığımızda genelde diziler ile muhatap olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan film neden dizi kıvamında anlamış oluyoruz. Film Jussi Adler-Olsen‘in aynı isimli romanından uyarlama. Roman sanki biraz daha sürükleyicidir diye düşünüyorum.

Hikaye aslında bilindik bir temele oturuyor. Bir çok Holywood filminde bu hikayeye rastladık. Karısından yeni boşanmış, çıktığı görevde kendi yaralanmış, bir arkadaşını kaybetmiş, en yakın arkadaşı hastane de olan üstüne üstlük tüm bunlara kendisi sebep olan bir polis memuru baş rolde. Carl Mørck tüm bu sıkıntı ile uğraşırken işe geri döner. Ancak kendi başına buyruk bu polis memuru polis ofisine geri döndüğünde pek beklediğini bulamaz. Onun için yetersiz raporu çıkmış ve geri bir göreve verilmiştir. Carl Mørck bunu istemez ama kabullenmek zorunda kalır.

Yorum Bırak

All the Boys Love Mandy Lane

2006 yapımı film ilginç bir şekilde geçtiğimiz sene (2013) Amerika’da bazı salonlarda gösterime girmiş. Türkiye’de de film 2009’da vizyonda yer bulmuş yine oldukça yaratıcı bir isim bulmuş bizimkiler: “Vahşet Partisi” Filmin Amerika’da tekrar vizyona girmesinin sebeplerinden biri olarak yönetmen Jonathan Levine‘in son dönemdeki başarılarını görüyorum. Her ne kadar hala izlenme listemde beklese de yönetmenin 50/50  ve Warm Bodies  filmlerinin methini oldukça duydum. arık ne zaman denk gelirse o zaman izleyip yorum yapacağım.

All the Boys Love Mandy Lane aslında bildiğimiz slasher türünde bir film. Korku filmi olarak lanse etmek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Bir gram bile korkuttuğu yok. Zaten film bazı sahnelerinde de saçmalıyor. Gerçi filmden çok şey beklediğimi de söyleyemeyeceğim. Ben IMDB’de B-Movie bakarken karşıma çıktı ve öyle izleyeyim dedim.

Yorum Bırak