İçeriğe geç

Ay: Haziran 2015

Big Hero 6

Marvel’den 1998 yılında çıkmış bir çizgi roman serisiymiş Big Hero 6. Marvel dünyasında Japonya’nın ilk süper kahramanlarını içeren çizgi roman da diyebiliriz kendisi için. Tabi konumuz çizgi roman değil, çizgi romanın 2014 yılında yapılan animasyon filmi. Film Walt Disney Animation Studios tarafından yapılmış ve stüdyonun ilk Marvel yapımı.

Film 2015 Ocsar ödüllerinde de en iyi animasyon ödülünü aldı. Yani Oscar ödüllü bir film var karşımızda. Ben de bu filmi iki kez izledim. Biri evde biride uçakta uzun bir yolculuk sırasında. İzlediğimi neden izledim? Çünkü başka seçenek yoktu. Big Hero 6 keyifli güzel bir film ama ikici kez izlenir mi bilmiyorum. Ancak ikinci kez izlediğimde de sıkmadığını söyleyebilirim. İki izleme arasında oldukça kısaydı.

Yorum Bırak

Uçuyoruz…

Uçmak nasıl bir his? Özgürlük diyenler var. Korkuyla bakanlar da. Ben vücudun hissetmediği, herhangi bir yere bağlı oalrak yapılan eyleme uçmak demiyorum. Kuşların yaptığı uçmaktır.…

Yorum Bırak

Predestination

Yine bir The Spierig Brothers filmi ile karşınızdayım. Bu iki kardeşi, Undead ile tanımış Daybreakers ise çok sevmiştim. Şimdi ise bu iki kardeşin yeni filmini izledim. Yeni dediysem film 2014 yapımı. Yani üzerinden bir sene geçmiş. Daybreakers’ta Ethan Hawke ile çalışan ekip bu kez aynı kişi ile çalışmış. Hikaye biraz çıkmaza girip zaman zaman kendi içinde tutarsızlığa düşsede genel anlamda film oldukça başarılı.

Bu başarı, oyunculuk, hikaye, kurgu, mekan, müzik yani her şeyi içeriyor. Tabi bir baş yapıt olacak özellikte bir film değil ama kafa karıştırtması, düşündürtmesi, garip duygulara yer açması bakımından film oldukça başarılı.

Yorum Bırak

Trash / Çöplük

 

Festivelde izlediğim en iyi film buydu diyebilirim size. İşlenişi, hikayesi, aksiyonu, eğlencesi her şeyi ile çok başarılıydı. Oyunculuklarda aynı şekilde. Filmi belkide sempatik yapan baş rollerinde de sevimli çocukların olmasıydı. Tabi hikayenin gizemi çocuklarla birlikte bir gizemin peşinden koşmak oldukça keyifliydi. Filmin siyasi bir film olduğunu da düşünürsek, siyasi aksiyonların içerisinde bu filmin yeri oldukça başka ve film kendini sıkılmadan emrakla izlettiriyor.

Filmin yönetmen koltuğunda usta yönetmen  diğeri var. Ben aslında bu filmi yönetmenin tarzına göre biraz hareketli buldum. Film ise Andy Mulligan‘ın romanından uyarlanmış. Kitabın elbette artıları vardır ama film başarılı bir uyarlama olduğunu keisnlikle belli ediyor.

Yorum Bırak

The Salvation / İntikam

Filmi inceleme arayışım oldukça farklıydı. Festivalde iyi filmlerin biletleirnin tükenmesi olağan bir bir durum. Bende kim ne izlemezde yer bulunur diye düşünürken, ben de bu filmi gördüm. Aslında filmi değil de baş rol oyuncusu Eva Green‘i. Tabi Eva Green deyince akan sular durur. Filmi izlemek için karar aldım. Filme biraz daha dikkatle bakınca, filmin werstern filmi olduğunu, üstelikte Danimerka yapımı olduğunu gördüm. Danimarka ve western evet herkese garip gelebilir.

Nasıl olur ne olur diye düşünürken (anlık düşünceler tabi bunlar) filmi izleme zamanı geldi. Açılış çok fazla bilgisayar efekti kullanıldığını gösteriyordu. Genelde western kalıplarına bağlı kalarak filmin başında küçük bir açıklama yapılmıştı. Bu hikayeyi de özetliyordu.

Yorum Bırak

The Homesman / Yolcu

Filmin yönetmeni .Hal böyle olunca sağlam bir oyuncu kadrosu çıkıyor karşımıza. Tabi doğal oalrakta oyunculuk bakımından iyi bir film izliyoruz. Filmin hikayesi ise Glendon Swarthout‘un romanından uyarlanmış. Tabi ben romanı okumadığım için ikisi arasında bir kıyaslamaya girmeyeceğim.

Aslında bilinen klasikler dışında çok fazla western sevdiğim söylenemez. Bana göre onlarla birlikte westernde çöktü. The Homesman’da karşımıza bir western dram olarak çıkıyor. Film sinematografik açıdan oldukça başarılı. Kurgusu, çekimleri, görselliği akılda kalıcı ve tatmin edici. Zaten dah yazının başında da oyunculukalrdan bahsetmiştim.

Yorum Bırak

The Good Lie / İyi Bir Yalan

Monsieur Lazhar ile aklımıza yer etmiş yönetmen ‘nun ilk Amerikan yapımı filmi The Good Lie / İyi Bir Yalan. Hatırlayacağınız gibi Monsieur Lazhar ile yönetmen 2011 Oscar’ına aday olmuştu. The Good Lie ile de Amerika Senaristler Birliğinden En İyi Senaryo odülü almış. Ancak bu kez filmin senaryosu yönetme değil Margaret Nagle‘a ait. Fİlmin en güzel yanı ise trajik bir olayın duyguyu sömürmeden başarılı bir  şekilde anlatılması.

Film aslında iki bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki bölümünde akışının ve atmosferinin farklı olması, filmi izlerken sıkıntı duymamanıza sebebiyet veriyor. Oyunculuklar dahil her şeyin doğal olması karakterlerle birlikte aynı duyguları tatmanıza neden oluyor. Karakletlerle olşuturulan bu empati de gerçekten filme, ve bu olayı yaşayan milyonlarcasına empati kurmanızı sağlıyor.

Yorum Bırak

Kara kara karanlıklar tarafından bunaltilmis bir ruh…

Yorum Bırak

30 saniyelik oy için 4 saat yol gidip dönmek. Hayırlısı olsa bari ama hiç umudum yok seçmenden çok seçilen yalakasi vardı etrafta. Yine de ne…

Yorum Bırak

Adımlarım yanlıştı Daha ilk seferinden Ve her adım geleceğimden çok kederime görürdü beni ve yazılmamış geleceğimin acılarla kaplı olduğunu gördüm.

Yorum Bırak