İçeriğe geç

Ay: Temmuz 2015

Project Almanac

Filmi çok fazla beklenti içine girmeden izlemeye başladım. Zaten izlemem için bilim kurgu olması, içinde zaman yolculuğu olması yeterli. Gerçi ben filmin zaman yolculuğu ile ilgili olduğunu bilmiyordum. Sadece bilim kurgu olarak nitelendirmiştim. Ben bu tarz filmleri severim kim ne derse desin. Nispeten abuk sabuk ergen tripleri içermeyen filmlerde iyidir. Bu filmde onlardan biri.

Evet film gençlik filmi. Zaten filmin başında MTV yazısından bunu anlıyorsunuz. Aslında filmin bol müzik ağırlıklı olacağını düşünmüştüm ama beklentim altında kaldı. Evet yine müzik vardı ama ben artık nasıl bir hayal kurmuşsam. Tabi birde Sziget festivali vardı filmin içinde. Her ne kadar çok fazla uzatılmasını gereksiz görsem de filmin aksiyonuyla kaynadı.

Yorum Bırak

Nerede?

Ben nerde yaşıyorum hangi çizgi de? bir yanım …. Bir yanım…. se…

Yorum Bırak

Ümmü Sibyan: Zifir

Şimdi filme nasıl başlasam bilmiyorum. Film tam anlamıyla bir şeylerin kopyası. Hatta filmin çeşitli versiyonları Güney Korelilerin çekmiş olduğu Yeogo goedam serisinde bu hikayelerden bolca gördük. Zaten senaryo anlamında çok bir şey vermeyen film isim anlamında da karmaşaya girmiş.

Film yanlış hatırlamıyorsam alışagelmiş cin temalı korku filmlerimizden farklı olarak bir ruh filmi olarak lanse edilmişti. Zaten hikayenin de ruh çağırma seansı ile başladığına gelen şeyin de ruh olduğuna inanıyoruz. Lakin filmin ismine bakarsak, aslında cin ile ilgili olduğunu bize çağırıştırıyor. Lakin alakası yok. Gerçi biz cin çarpması gibi bir ruh çarpması da görüyoruz filmde.

Yorum Bırak

Jupiter Ascending

Wachowski Kardeşlerin son ürünü olan Jupiter Ascending’in tek olumlu tarafının baş rolde Mila Kunis olduğunu söylemem lazım. O da oyunculuk bakımından çok tatmin ediyor mu tartışılır ama keyifli bir şekilde göze hitap ettiği kesin. Wachowski Kardeşlerin diğer filmleri ile karşılaştırdığımızda Jupiter Ascending bize ne veriyor derseniz koca bir hiç diye cevap verebilirim. Yani Wachowski Kardeşler düşüşlerine devam ediyorlar. Tamam The Matrix iyiydi ama devamı bir türlü gelmedi. Matrix var olan bir mitin başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmasıydı. Sonra yazılıp çizilenler aslında Matrix’i felesefeleştirdi ve bu şekilde gelişen  Matrix felsefesi Wachowski Kardeşlere bu ekmekten para yemek için zemin hazırladı. Film üçleme olarak hazırlanmadı ama üçleme oldu. 

Akabinde çoğumuzun hatırlamadığı Speed Racer Wachowski Kardeşlerin elinden çıktı. Sonrası Cloud Atlas. Cloud Atlas nispeten biraz daha Matrix tarzına yakındı. Bir mit ele alınıyordu ve düşündürüyordu yine eksikleri çoktu ama Wachowski Kardeşlerden vazgeçmemek için bir ümit veriyordu. Ancak Jupiter Ascending kesinlikle Wachowski Kardeşlerden beklenecek bir film değil. Şöyle bir baktığımda sanki Wachowski Kardeşlerin oluru buymuşta Matrix bizi yanıltmış gibi düşünmeden edemiyorum. Jupiter Ascending’de Holywood’da herkesin çekebileceği sıradan bir bilim kurgu kafasında.

Yorum Bırak

Patron Mutlu Son İstiyor

Aslında ‘ten daha iyi filmler bekliyorum ben. Bir önceki filmi olan Sen Kimsin? nispeten bu filmden kat kat daha iyi bir filmdi. Filmin senaryosunu da  yazmış. Bu da Yılmaz Erdoğan’da gördüğüm en kötü senaryoydu. Malum artık herkes biliyor ki öyle basit espriler, alışılmış taklitler, sakarlıklar insanı pek güldürmüyor. Filmde bunlardan fazlası yoktu. Romantik komedi gözü ile de bakarsak film bu konuda da çok tatmin edici değildi.

Tabi kadroda isimler kaliteli olunca ister istemez eleştirinin dozu da artıyor. Çünkü beklenti artıyor. Ama bu filmle beklenti içine girdiğimiz tüm isimler bizi hayal kırıklığına uğratmış. Oldukça düz ve basit bir film çıkmış karşımıza. E film izletmiyor mu kendini izlettiriyor ama bunu kesinlikle Kapadokya’ya ve mekanlara borçlu. Yoksa hikayede adam gibi elle tutulur farklı bir şey yok.

Yorum Bırak

Jessabelle

Jessabelle 2014 ABD yapımı bir korku filmi. Filmin yönetmen koltuğunda son serilere doğru çuvallayan Saw serisini yöneten Kevin Greutert var. Filmin senaryosu ise Night at the Museum‘un senaristi olan Robert Ben Garant‘a ait. Ne alaka diyebilirsiniz bende aynı şekilde bir tepki verdim. Bir yerde komedi bir yerde korku var. Tabi senaristin diğer filmlerini pek hatırlamıyorum belki izlemişimdir. Şimdi ben yazıya böyle bir giriş yapınca aslında az çok filmin nasıl olduğu da anlaşılmıştır. Ben yine de ilk paragrafımda özetliyeyim. Film çok gerip korkutmayan, klişeleri fazla olan bir film.

Bence filmin en büyük artısı kadrosunda Sarah Snook‘u barındırması. Oyunculuklara da baktığımızda Sarah Snook bunun hakkını fazlasıyla vermiş. Zaten onun üzerine dönen bir senaryo var karşımızda. Onunla birlikte yan karakterler için çok iyi diyemeyeceğim. Hepsi sıradan zaman zaman vasat. Tatmin edici bir oyunculuk yok yani.

Yorum Bırak

Chappie

Son dönem merakla takip ettiğim isimler arasında Neill Blomkamp‘da var. Her ne kadar Elysium ile beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da Chappie ile yine gönlümde taht kurmayı başardı. Film artık çok fazla ortalıkta dolanan yapay zeka konusunu işlese de bu kez başarılı bir yorumla herkesin izleyebileceği ve izlerken keyif alabileceği bir yapım olarak çıkmış karşımıza. Filmde dram ve komedi de başarılı bir şekilde kullanılmış ve  karşmııza iyi bir izlenim çıkmış.

Filmin kalıcılığı, yönetimi iyiydi. Oyunculuklar da oldukça doğaldı. Ben çok sırıttığına şahit olmadım. Konusu yapay zeka dedim ya buna kötü körüne değinip iş tam olarak dramatize edilmemiş daha eğlenceli hale getirilmiş ve izlerken de keyif veriyor. Hikaye kurgusu oldukça başarılı. Kendi içinde mantığa aykırı bir şey bulamıyorsunuz. Benim burada takıldığım tek husus Chappie’nin fiziksel teması hissetmesiydi ama çok fazla üzerinde durulabilecek bir konu değil o da.

Yorum Bırak

Where the Wild Things Are

Yine bir uçak yolculuğu sırasında ‘un izlemediğim bir filmine denk geldim. Tabi yönetmeni görünce kendimi de izlemekten alıkoymadım. Film Maurice Sendak‘ın kitabından uyarlanmış. Tabi nasıl bir uyarlama pek yorum yapamayacağım ama, filmde sanki biraz eksikler var. Buna rağmen Spike Jonze, büyüklerin gözünden küçüklerin dünyasını onların düşündüklerini ve psikolojilerini çok güzel anlatmış. Filmle birlikte zaman zaman bende çocukluk hayallerime uzanmadım desem yalan olur. Evet filmde bir şeylerinin eksiliğini hissettim ama bunun tam olarak adını da koyamam.

Max üzerinde çokta ilgi olmayan bir çocuktur. Aslında o kendisi ile ilgilenilmesini ister. Bir gün annesinin arkadaşı evdeyken Max zıvanadan çıkar ortalığı havaya kaldırır. Annesinin ona kızınca da evden kaçar. Bu kaçış bir sandala bininceye kadar devam eder. Max sandala biner ve denize açılır. Ancak tam bu sırada bir fırtına kopar. Max boğulmakla yüz yüze kalır.

Yorum Bırak