İçeriğe geç

Ay: Nisan 2018

Bir İnsan Çıkarma Seansı

İki

Gözlerimi açtığımda saat dördü geçiyordu. Öğleden sonra dört. Başımda hafif bir uğultu, pencereden içeriye güneş ışığının aydınlattığı odamda sıcaklık adeta otuz derecenin üstüne çıkmıştı. Bomboş bir kafayla uyanmıştım. Mesanemin yaptığı basıya dayanamayıp tuvalete koştum. Tuvaletin kapısına uzanırken mutfaktan gelen tıkırtıları duydum. Annem olmalıydı. Hızlıca tuvalete girip kendimi rahatlattım. Ne kadar kaldığımı bilmiyorum ama bana saniyeler gibi gelmişti. Tuvaletten çıktığımda soluğu mutfakta aldım.

“He uyandın mı? Sabahtan beri seni dürtüyorum ölü gibi uyuyordun. Sabaha kadar oturuyorsunuz sonra uyanmak bilmiyorsunuz.” Annem konuşmaya başlamıştı. Konuşmaya başlamışsa susturamazdınız onu. “Açsan ekmek al.”

“Anne sen niye evdesin?”

“Pazar bu gün. Günlerin şaştı değil mi? Az erken kalk ta bir işe yara. Bodrumdaki odunları diz. Hepsi darmadağınık.”

Tüm bu cümleleri kurarken tuhaf bir şekilde bana hiç bakmadı. Ya da bana tuhaf gelmişti.

Yorum Bırak

Bir İnsan Çıkarma Seansı

Not: Aslında hikayenin biraz daha düzenlenmiş hali vardı ama bulamadım. 

Bir

Üniversitede falan okuyorduk. Her birimiz farklı şehirlere dağılmış, uzun bir aradan sonra yaz tatili ile birlikte tekrar memleketimize geri dönmüştük. Ekip toplanır toplanmaz klasik sokak lambası altı muhabbetlerimize başlamıştık. Önce gittiğimiz şehirler üniversite hayatı, yeni arkadaşlar, dersler derken muhabbetin büyük bir çoğunluğunu kaplayan kız muhabbetlerinden sonra saat bir hayli ilerlemişti. Elbette hepimizin bir de fazla uyduracak macerası vardı bu konuda. Birkaç kez annelerimiz pencereden ve balkondan sarkarak eve girmemiz için çağrıda bulunmuş, yarım ağız ‘geliyoruz’ demelerimizin ardından, ateşli muhabbetimizi kesmemek adına bir daha kendilerini göstermemişlerdi. Aslında önümüzde koskoca üç ay vardı konuşacak ama biz hevesle koca dokuz ayı bir gecede bitirmek istiyorduk.

Havanın kararmasıyla başlayan muhabbetimiz gece yarısına kadar hararetle sürmüştü. Gecenin en sessizi ise o sene bir yere yerleşememiş olan Mehmet’ti. Mahallenin habercisi olarak bir o kalmıştı aramızda. Gerçi son bir kaç ay kendisine ulaşamamıştık ama yeni hayatımıza sağlamaya çalıştığımız uyum bu duruma yoğunlaşmamızı engellemiş, zamanın nasıl geçtiğini hissettirmemişti bize.

Hava serinlemeye başlamıştı. Beyaz, ama beyazlığına şahit olamadığımız, kirden sararmaya başlamış sokak lambasının etrafında dönen sineklerin bıraktığı gürültü, gecenin sessizliğini kırmaya yetmiyordu. Zaman zaman bizde bu sessizliğe kulak kabartarak uzaktan gelebilecek sesleri dinlemeye çalışıyorduk. Bizim çıkardığımız sesten başka hiç bir ses yoktu. Biz de bu sessizliğe uymak adına ses tellerimizi en düşük seviyede titreştiriyorduk. Küçük bir yerde yaşıyorsanız bir saatten sonra sessizliğin çökmesi çok olası bir şey. Biz de bu rahatsız edici sessizliğe aldırmıyorduk.

Yorum Bırak

reklamlar

Bir süre sağda solda reklamlar göreceksiniz. Bir arkadaşımın “ısrarlı” tavsiyesi üzerine deneyeyim dedim. On beş yoldur cepten harcıyorsun şurası için bırak kendini çevirsin dedi. Ben…

Yorum Bırak