Kuraklık çökmüştü sanki şehre. Her adımı, suyun tadını
unutmuş kaldırım üzerindeki toz parçacıklarını soluk borusuna kadar itiyordu. Burnunun
direğini sızlatmaya başlayan bir koku toz birikintilerine karışarak usulca
yayılıyordu etrafa. Ağzındaki mayhoş tadın sebebi bu olmalıydı. Uzaktan,
derinlerden farklı bir koku daha geldi burnuna, kolayca tahmin edebileceği. Çiğ
et kokusuydu bu. En son çocukluğunda almıştı bu kadar keskin, taze et kokusunu
ve ardından bir daha et yiyememişti.
Burnunu kapattı, parmaklarının uçlarıyla. Vakit gece yarısını
geçmiş, sokakta, lambaların çevresinde dolanan sinek seslerinden başka bir ses
yoktu. Bir de az önce geçtiği yanıp sönen ve yanıp sönerken de küçük bir patlama
sesi çıkaran flaman lambadan başka. Bilindik sessizliğin içinde yürümeye devam
ederken birden bir çığlık duydu. Bebek çığlığıydı bu. Bu beklenmedik ses irkilmesine,
duraksamasına sebep oldu. Hızlıca etrafını kolaçan etti. Gelebilecek tehlikelere
hazır olmak istiyordu. Ürkütücü sessizlik karşısında, biraz daha gözlerine
güvendi. Etrafta kimse yoktu.