İçeriğe geç

Arıza Modunda Yaşamak: Beden “Sistemi Kapat” Dediğinde

Modern araçlarda ve gelişmiş bina otomasyon sistemlerinde (BMS), “Limp Home Mode” (Eve Dönüş Modu / Topallama Modu) diye bir kavram vardır.

Kritik bir sensör arızalandığında veya mekanik bir hata oluştuğunda, sistem tamamen kapanmaz. Kendini korumaya alır. Performansı bilerek düşürür. Klimayı kısar, hızı sınırlar ve sadece temel fonksiyonları çalıştırır.

Burada tek bir amaç vardır: Sistemi tamamen çökertmeden, güvenli bir noktaya (eve veya servise) kadar gidebilmek.

Şubat ayının başlarında ben de hatalı bir tabanlık kullanımından dolayı, sağ ayağımdaki inatçı bir ağrıyla karşılaştım. Doktor, MR derken ayağımı bakıma almak şart oldu ama ne yazık ki birkaç gün sonra Amsterdam seyahatim vardı.

Elbette gittim.

Kendimi biraz rölantiye alarak Amsterdam sokaklarını arşınlarken fark ettim:

Ben şu an “Limp Home” modundayım.

1. Kestirimci Bakımı (Predictive Maintenance) İhmal Etmek

Biz mühendisler, sistemleri anlayabilmek için onları sürekli izleriz. Titreşim artıyorsa, ısı yükseliyorsa bu bir “arıza geliyorum” sinyalidir. Basit anlamda buna “Kestirimci Bakım” denir. Bir aksamayı tespit edip ona müdahale ederseniz, makine bozulmaz ve çalışma sürekliliği sağlanmış olur.

Ama iş kendi bedenimize gelince, o sinyalleri görmezden gelmekte, umursamamakta ustayız.

Uzun adımlar attığım zamanlarda ayağımdaki o ilk sızlamayı, “yürümekten yorulmuştur”, “daha ayakkabıya alışamadım” diyerek geçiştirdim. Oysa o, sistemin “Log Kayıtlarına” düşen ama benim umursamadığım ilk hata koduydu (Error 001).

Ben ise dinlenmek yerine üzerine gittim. Tabii ki gezimi baltalayamazdım. Doktorumun önerdiği ayakkabı ile de karşılaşınca, sokakların verdiği adrenalinle limitleri zorladım.

Sonunda sistem, kendini zorunlu korumaya aldı. Artık istesem de hızlı yürüyemiyor; belimi ve diğer ayağımı da zorlayarak topallıyordum. Bedenim bana açıkça, “Sen durmayı bilmiyorsan, ben seni durdururum” dedi.

2. Ağrının Felsefesi: “Şimdi”ye Zorunlu Dönüş

Budizm’den türemiş, 1990’lardan beri seküler bir farkındalık akımıyla Batı’da popülerlik kazanmış “anda kalmak” (mindfulness) kavramından bahsedilir. Bize aktarıldığı kadarıyla biz bunu genelde huzurlu bir şey sanırız.

Oysa “ağrı” ve “acı”, insanı “şimdi”ye çivileyen en acımasız çapadır.

Ayağınız her adımda sızlıyorsa, eğildiğinizde beliniz zonkluyorsa, geleceği planlayamazsınız. Yarını düşünemezsiniz. Sadece o adımı, o kaldırımı, o basamağı, sandalyeye nasıl oturup kalkacağınızı düşünürsünüz.

Dünyanız, bir sonraki adımın atılacağı 20 santimetrelik alana, oturacağınız 50 santimetrelik koltuğa küçülür.

Bu hafta, sakat bir ayakla yürümeye çalışırken şunu öğrendim:

Hız, bir lükstür.

Sağlamlık, fark edilmeyen bir mucizedir.

Ve yavaşlamak, bazen bir tercih değil; biyolojik bir emirdir.

3. Sistem Yeniden Başlatılıyor (Reboot)

Şimdi “Arızi Bakım” (Breakdown Maintenance) sürecindeyim. Buz, istirahat, sınırlı hareket… Bu aktif hayatta ne kadar olabiliyorsa.

Sistemi yeniden kalibre etmeye çalışıyorum.

Belki de bu sakatlık, bana Amsterdam’ın veya İstanbul’un hızına yetişmemem gerektiğini, bazen sadece bir bankta oturup “sistemi dinlemem” gerektiğini öğreten sert bir dersti. Belki de hayatın kendisine yetişmemem gerektiğini…

Eğer sizin de vücudunuzda (ve asıl önemlisi ruhunuzda) yanıp sönen küçük kırmızı ışıklar, geçmeyen yorgunluklar, ufak ağrılar varsa…

Onları görmezden gelmeyin.

Yoksa hayat sizi, hiç beklemediğiniz bir anda “Topallama Modu”na alır. Ve inanın bana, o modda manzaranın tadı pek çıkmıyor.

Kendinizi biraz rölantiye alın, etrafı dinleyin.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?