İçeriğe geç

Kategori: Felsefe ve Toplum

The Amazing Spider-Man 2

Bu seride biraz farklılık olduğunu The Amazing Spider-Man yazımda söylemiştim. The Amazing Spider-Man 2 ile birlikte sanki biraz daha alışıp bildiğimiz Spider-Man kimliğine geçiş yaptı Peter Parker. Filmin yönetmen koltuğunda ilk filmden de bildiğimiz  var. Yönetim açısında pek farklılık göstermese de bu kez ilk filme oranla aksiyon daha üst seviyede. Bu da zaten aksiyon beklediğimiz bir film için tatmin edici bir unsur.

Yorum Bırak

Sin City: A Dame to Kill For

Frank Miller Sin City filmini üçleme olarak çekmeye karar vermişti. 2005 yılında yapılan film oldukça başarılı olmuş ve bu ikinci filmin gelişini dört gözle bekletmeye başlamıştı. Nihayet dokuz yol sonra ikinci film Sin City: A Dame to Kill For karşımıza çıktı. Şöyle kısaca eleştirmek gerekirse aslında Sin City: A Dame to Kill For şahsen bütün beklentileri hayal kırıklığına uğratan bir film. İlk filmin yanından bile geçmezken biraz zorlama olduğunu da gözler önüne seriyor.

Yorum Bırak

Kedi Özledi

Şimdi yazının başında bu filmi neden izlediğimi açıklayayım. Filmden hiç bir beklentim yoktu bu sebepten dolayı çok fazla hayal kırıklığına uğradığımı söyleyemeyeceğim. Filmi izleme amacım ‘yi görmekti nihayetinde bu benim için yetti. Tabi bunun haricinde diğer kısımlara da değineceğim.

Yorum Bırak

Om Shanti Om

Bir süredir Hint filmi izlememişken bu arayı Om Shanti Om ile sonlandırmak çok büyük keyif oldu benim için. Gerçi bir süredir diyorum ay başında izlemiştim. Tabi şöylede bir durum var. Ben böyle Hint filmlerini izleyince acayip kıl oluyor ve kıskanıyorum. Adamları beğenmeyiz ama bir gerçek var ki adamların yaptıkları işler bizden kat kat iyi.

Yorum Bırak

Edge of Tomorrow

Film Hiroshi Sakurazaka‘nın “All You Need Is Kill” adlı “light novel”‘ından uyarlanmış. Yönetmen koltuğunda da Doug Liman var. Filmin lanse edilen en ağır topu ise Tom Cruise. Kendisine de Emily Blunt eşlik etmiş. Tabi böyle bir film için Tom Cruise’un artık yaşlanmış olduğunu görüyoruz. Açıkçası nedendir bilmem ama film boyunca Tom Cruise suratı görmek beni sıktı.

Yorum Bırak

7500

Şu yönetmenlerin Holywood sevdası nedir bilemedim arkadaş. Tamam belki sinemada son noktayı yaşayan bir yer hem maddi, hemde yapılan iş olarak ancak, elin uzak doğulusu da bu kültürü tam benimsemeden gidip film yapınca aslında karşımıza pek bir şey çıkmıyor. bu kez kapağı Holywood’a atıp bir şeyler denmeye çalışan isim de Takashi Shimizu. Takashi Shimizu’yu Ju-on, Ju-on 2 gibi filmlerden tanıyoruz. Tamam bu Holywood’da ilk yapımı değil Ju-on serisinin uyarlamasında da kendisini izledik ancak ben uyarlamanın da orijinal yanında iyi olmadığı taraftarıyım.

Yorum Bırak

Gulyabani

Şu dünyada tırsarak izlediğim karakterlerden biridir Gulyabani. Her ne kadar yeni nesil için pek bir şey ifade etmese de bizim nesil için en büyük korku unsurlarındandır. Daha küçükken Türkiye’inin en iyi korku filmlerinden biri olan Süt Kardeşler’de komedinin tam da ortasında onu görüp nasıl korktuğumu hala hatırlarım. Açıkçası benim için Palyaço (S. King – O ‘IT’) nasıl beni korkutursa Süt Kardeşler içerisinde en fazla iki dakika görünen Gulyabani beni o kadar korkutmuştur. İkisini de pek sevmem. Sanırım şimdi de beni korkutacak iki karakterden biridir Gulyabani. Tabi Gulyabani temelini Süt Kardeşlerle atmış olsam da akabinde, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın orijinal Gulyabani’sini okuyup akabinde TRT’de radyodaki piyeslerini dinlemişliğim var. Biliyorum ki benim yaşıtlarımda da aynı yere sahiptir Gulyabani.

Yorum Bırak

Interstellar

Bir  filmi daha karşımızda. Tabi söz konusu isim Nolan olunca, parmakları çıtırdatıp yazıya öyle başlamanın faydası var. İster istemez yazı bir hayli uzun oluyor. Bunun sebebi belkide Nolan’ın kafa yoracak, beklentiyi zorlayacak işlere adım atması. Interstellar’da bunlardan biri. Şimdi kısa bir yorum yapmak gerekirse, Interstellar beni tatmin etti mi? Evet etti. Ancak filmi izlerken aklımda sürekli Arthur C. Clarke’in Bir Uzay Efsanesi vardı. Hikaye bu seri ile paralel giderken, sosyal medyada film ile ilgili sorulan bir çok soruya Bir Uzay Efsanesini kendime referans göstererek yanıt verdim. Bu yazıda da belki kıyaslamalara gireceğim ancak bu ister istemez olacak. Dedim ya uzun oluyor Nolan yazıları diye, buyurun ilk paragraftan başladık. Yazıya devam ederken baştan söyleyeyim, yazı film hakkında açık seçik anlatımlar ve yargılar içerir, bu sebepten dolayı izlememiş olanlar bulaşmasın.

Yorum Bırak

Rosemary’s Baby

Tabi şimdi başlığa Rosemary’s Baby yazınca herkes bunun ‘nin başyapıtı olduğunu sanacak ancak öyle değil. Bu Rosemary’s Baby 2014 yılında çekilmiş iki bölümlük mini dizi. Şimdi diziyi değerlendirirken aslına filmi mi baz almak gerek yoksa, kitabı mı bilemedim. Bu arada kitabı okumadığımı belirtmeliyim. Ancak dizide filmdeki etkinin onda birini bile almadığımı belirtmeliyim. Bu sebepten dolayı sönük kalmış.

Yorum Bırak

+1

Yunan asıllı yönetmen Dennis Iliadis‘i Hardcore filmi ile beğendiğimi söylemiştim. Aynı yazıda Last House On The Left‘in yeniden çevriminden sonra yönetmene Holywood’un pek yaramadığını da söylemiştim. Hal böyle olunca yönetmenin ikinci Hollywood filmini sonunda izlemek nasip oldu. Sonunda diyorum uzun zamandır gözüme ilişen filmler arasındaydı +1. Evet aslında bu film de değişik konu olarak özgün ama olmamış bir film. Neden olmamış sorusuna film tür olarak ne olması gerektiğini bilememiş yanıtı verebilirim.

Yorum Bırak

Abone ol