İçeriğe geç

Kategori: Felsefe ve Toplum

Vanishing on 7th Street / Kıyamet Gecesi

Bilindik kıyamet senaryolarına bir başkasını eklemiş, senarist Anthony Jaswinski ve yönetmen Brad Anderson. Filmin konusuna baktığınızda oldukça ilgi çekici. Karanlığa gömülen bir şehir ve sadece kıyafetlerini ortada bırakıp kaybolan insanlar. Bu bilinmezlik ister istemez insanın gerilmesine neden oluyor ve bu umutla filmin karşısına oturuyorsunuz.

Yorum Bırak

Lucia

Tanıtımlarda filmin Şilili video sanatçısı Niles Atallah’ın ilk uzun metrajlı filmi olduğunu ve uluslararası prömiyerini San Sebastian Film Festivali’nde yaptığını okumuştuk. Tabi okuduklarımız arasında, Aldığı ödüller ve hikayenin bir özeti de vardı. Lucia bir fabrikada terzi, kalıpçı, ütücü kısaca her şeyci olarak çalışan genç bir kadındır. Babasıyla Santiago’da eski bir evde yaşamaktadır. Tabi herkes gibi onunda yeni bir ev hayali vardır.Hikaye ise eski diktatör Pinochet’nin cenazesinden Noel’e kadar olan zaman diliminde geçer.

Yorum Bırak

You Are Here / Buradasınız

Festival sebebi ile varlığından haberdar olduğumuz deneysel kısa filmci Daniel Cockburn‘un ilk uzun metrajlı film denemesi You Are Here. Filmin konusu biraz karışık. Düz bir metin üzerinde anlatmak istediğini anlatmaktan kaçınmış yönetmen. Farklı olaylar ve farklı karakterleri gözümüzün önüne getirirken asıl sorguladığı ise insanlığın nasıl yönlendirildiği.

Farklı aynı amacı güden farklı konuları bir araya düzensiz şekilde serpiştirmiş. Bir kadın günün birinde yolda bir kaset bulur, kasedi dinlediğinde ona anlamsız gelen bu cümlelere anlam yükleyebilmek için, bir sonraki ipucunun, bilmecenin esiri olmuştur. Bu bu bulduğu kayıtla birilikte gözüne daha fazla şey çarpmaya başlamıştır. Her bir kaydı ayrı ayrı inceler ve bunları arşivler. Doğru sıralamayı yaptığında ona iletilmesi gereken mesajı alacaktır. Bu yönlendirmeler günden güne artarken kadın kendisinin şartlandırıldığını anlar. Ne kadar düzenli olursa olsun yaptığı şey aslında düzensizlikten başka bir şey değildir. Evi bulduğu materyaller sayesinde bir arşive dönerken kendi yaşamını da kısıtlamaya başlamıştır.

Yorum Bırak

Les Petits Mouchoirs / Küçük Beyaz Yalanlar

Oyuncu Guillaume Canet‘in üçüncü yönetmenlik denemesi, Les Petits Mouchoirs. Film için direkt şunu söyleyebilirim, yönetmen arkadaşlarını bir araya toplamış ve bir tatil yapalım demiş. Eh hazır tatil için masraf yapıyoruz bu kadar ünlü ve iyi oyuncuda bir aradayken araya bir de film sıkıştıralım düşüncesi ile yapılmış bir film. Tabi araya da bir senaryo koymadan bırakmamışlar. Ancak senaryoda öyle ustaca düşünülmüş tipten değil. Oldukça doğal yaşadığımız bildiğimiz cinsten.

Son dönem Fransız sinemasında gördüğüm doğallık bu filmde de var. Sıkmadan kafa yormadan izlenen… Hatta bu film size çok doğal geliyor çünkü karakter sayısı o kadar fazla ki birinden biri hatta ikisi sürekli haşır neşir olduğunuz bir tip gibi çıkıyor karınıza. Belki de kendiniz gibi… Tabi karakter bu kadar çok olunca korkulacak olay, karakterlerin dağılıp bir araya toplanamaması. Bu konuda senaryo başarılı. Karakterler çizgilerinin dışına çıkmıyorlar.

Yorum Bırak

Copacabana

Malum geçtiğimiz gün 30. İstanbul Film Festivali başladı. Biraz olsun bilindik Amerikan vari filmlerden soyutlanmak ve sinemanın farklı denemelerine tanıklık etmek için biz de sıvadık paçalarımızı, sinemanın yolunu tuttuk. eh evde oturup izleyemez miydik? Evet aslında izlerdik ve festivalde bulunan bir çok film de internette mevcut. Ancak maksat sinemalara festivallere destek olsun. Hem sinemada izlemenin zevkine de kimse kaşı çıkmayacaktır eminim. Aslında asıl olay burada. Tabi biz filmlerin geç başlamasını festival filmlerinden önce yayınlanan uzun reklamları hiç hesaba katmıyoruz. Para da kazanmak lazım değil mi?

Neyse bu konulara hiç girmiyorum. Bizim için önemli olan filmler değil mi? İşte bunlardan biri de festivalin açılış filmi olan Copacabana.

Yorum Bırak

The Descent: Part 2

Bir çok güzel filmden bildiğimiz ünlü yönetmen Jon Harris (son dönemde her ne kadar 127 Hours‘u pek yakıştıramasam da) aslında 2009 yılında ben biraz dinlenmeye çekiliyorumun edalarında film yapmaya başlamış. The Descent‘i izlemeyen olarak bu filme anlam verebilmeniz beklenemez. Önce filmin ismine değinmekte fayda var, yine üstün bir çeviri örneği gösterilmiş. İlk film Cehenneme Bir Adım olunca, ikinci film içinde Cehenneme İki Adım demişler. Aslında sıfır adım olması daha mantıklı çünkü kahramanlar, olayın göbeğine iniyorlar.

Yorum Bırak

Gulliver’s Travels

Filmin bir masaldan uyarlandığını herkes bilir. Bunu göz önünde bulundurursak, film aslında çocuklar için biçilmiş kaftan. Tabi bizim gibi çocukları da katarsak eğlenceli bir film. Aslında bakıldığında konusundan başka iyi bir şeyi yok. Eh konusu da çocukluğumuzdan beri çeşitli varyasyonlarla bildiğimiz bir konu olunca bu film bize ne verecek diye düşünüyoruz.

Tabi bu düşüncelerimizde haklıyız. Bu konuyu kim çekerse çeksin, kim oynarsa oynasın zaten iyi ve eğlenceli olacaktır. Bu filmde iyi, eğlenceli bir film. Ancak sıradan bir film. Hikayede ne masalsı bir anlatım, ne hayrete düşeceğimiz bir yorum ekleme, ne de güzel oyunculuklar var. Her şey sıradan her şey bildiğimiz gibi… Belkide onlarca kez çekilmiş bir filmin birebir kopyası gibi.

Yorum Bırak

Blood Night

Mary Hatchet kasabada efsane olmuştur. Kendisi küçük yaşında, annesini katletmiş, (bunun neden olduğunu bilmiyoruz) akabinde de akli dengesi bozuk diye tımarhaneye kapatılmıştır. Tabi bu küçük kız zamanla büyümüş, serpilmiş, ancak akli dengesinde bir değişiklik olmamıştır. Kızımızın aklından zoru var ya bir de sürekli anadan doğma gezmektedir. Günün birinde, hastanedeki görevlilerden biri Mary’e tecavüz eder. Bu tecavüz sonunda da Mary hamile kalır bir kız çocuğu doğurur. Yönetim Mary’e kızının öldüğü söylenir.

Bu günden sonra efsaneler şehirde uçuşmaya başlamıştır. Dönem dönem Mary’nin yol kenarında gördüğü, bazılarının ölümüne sebep olduğu gibi hikayeler anlatılır. Hatta bu durum o kadar abartılmıştır ki, onun için cadılar bayramı gibi bir gün bile düzenlenmiştir ve bu gençler arasında çok yaygın olarak kutlanır.

Yorum Bırak