İçeriğe geç

Kategori: İnceleme

The Reader – Okuyucu

Stephen Daldry ve David Hare buluşması The Hours‘tan sonra yine başarılı bir filmle çıkmış karşımıza. Bernhard Schlink‘in aynı adlı romanından beyaz perdeye gayet güzl bir şekilde uyarlanmış. Zaten bu iki ismin uyarama filmler konusundaki başarısı yadsınamaz.
The Reader bol ödüllü bir film. Elbette bu ödülleri de hakkıyla alıyor. Gerek oyunculuk, gerek kostüm, gerekse sahne her biri gayet aşarılı. Ancak makyaj konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim her güzelin bir kusuru olur deyip bu konudan sıyrılmak istiyorum. Filmde umduğumdan fazla gereksiz sahnelere rastlamadım. Herşey kıvamında ve sürükleyici gidiyordu. Filmin ilk yarısı gereksiz gibibi gözüken sevişme sahneleri ve karakterler arasındaki etkileşim aslında bize genç bir insanın hayatını nelerin ekleyebileceğini gayet  açık bir şekilde veriyordu bize. Bu sahneler boyunca aklıma yer eden cümle ise bir erkek ilk beraber olduğu kadına aşık olur ve ondan kopamaz yönündeydi. Evet bu bir gerçek. Karakterimiz Michael’de bu durumdan nasibini almış hatta olayı biraz daha abartmıştı.
Yorum Bırak

See Prang – Phobia – 4bia

İsim kargaşası yaşadığım filmlerden olup hala filmin ismine ne diyeceğimi kestirebilmiş değilim. Orjinal adı See Prang olan ve uluslar arası arenada Phobia yada 4bia diye anılan film 2008 Tayland yapımı. Film dört hikayeden oluşmuş, hikayelerin farklı olması itibariyle yönetmenler de farklı… Ancak hikayeler her ne kadar farklı olsada küçük bağlarla birbirine bağlanmış…
Hikayeleri şöyle özetleyebiliriz:
Yorum Bırak

Knowing – Kehanet

İlk defa bir yazıya başlamadan önce bu kadar uzun hazırlık evresi geçiyorum. Masanın başına oturup bilgisayarı dik bir konuma getirip, ilaçtan dolayı ağırlaşmaya ve başlayan vücuduma inat, yanıma aldığım suyumdan bir yudum alarak, parmaklarımı kenetleyip, avuç içimi dışarıya doğru uzatarak seslerini duyup, boynumu sağa sola hareket ettirip kendimi rahatlamaya başlattıktan sonra içten bir bismillah çekip, harfleri tuşlamaya başladım.
Sebebi zorlanmam yukarıda adı geçen filmin bir Alex Proyas filmi olasından dolaydır ve asıl heyecanımın sebebi ise Proyas’ın bu filmle dönüş çanlarını çalmaya başlamıştır. Daha ilk yazıların ilk geçişinde perdede “Mysteryclock” yazısını görmem beni birden bire heyecanlandırdı. Evet bu filmde bir şeyler olduğunu biliyordum. Her ne kadar Nicolas Cage ismi beni korkutsa da beklediğim başıma gelmedi.
Yorum Bırak

Les Anges Exterminateurs (Öldürücü Melekler – Exterminating Angels)

Choses secrètes (Mahrem Şeyler) filmi ile aklıma kazınan yönetmen Jean-Claude Brisseau bu kez Les Anges exterminateurs ile karşımızda. “Mahrem Şeyler”in devamı gibi görünen filmde Brisseau yine erotizmi farklı bir bakış açısı ile işlemiş. Gerek konusu, gerekse işleyişi, gerekse hikayenin gelişimi ve görüntüler filmi izlenebilir kılıyor. Bir önceki filmde üzerimize yapışan gizem bu filmde de yakamızı bırakmıyor ki, ortalıkta dolanan kovulmuş iki melek soru işaretlerinin temelini oluşturuyor.
Yorum Bırak

Abone ol