İçeriğe geç

Kategori: İnceleme

Aşk Yeniden

Kore dizisi merakımı takip edenler bilir. Yine tam bir Kore dizisi arayışına girmiştim ki Aşk Yeniden’in fragmanları dönmeye başladı. Fox bu işi yapıyor bu dizinin de Kore uyarlaması olma ihtimali var dedim. Beklemeye koyuldum. Öyle ki fragmanlar Kore dizisini aratmıyordu. Tabi diziyi izleme fikri oluşması sebeplerinden biri de fragmanlardaki müzikleriydi. Sayısı azdı ama özgün dizi müzikleri güzeldi. Nitekim dizi başladı ben de izlemeye koyuldum. Sonuçta bıraktığım dizi de çok. Bunu da bir süre sonra bırakabilirdim.

Dizi iyi başladı. Hikaye nispeten klasiğe kaysa da karakterlerin klasiği eleştirir tavırları hoşuma gitmişti. Karakterler iyi oluşturulmuştu. Çok uç gıcık karakterler de vardı, çok sakin sevimli karakterler de. Oyunculuklar iyiydi. Bilhassa son bölümlerde de Buğra Gülsoy‘un oyunculuğu oldukça tatmin edici ve iyiydi. Gizi bir yerde Türk milletinin yoksun olduğu mimik olayında tavan yapmıştı.

Yorum Bırak

Night at the Museum: Secret of the Tomb

Serinin üçüncü ve son filmi olduğunu düşünüyorum Night at the Museum: Secret of the Tomb. Bu film aynı zamanda ‘ın da son filmi. Vay be Robin Williams da öldü. Hiç beklemezdim. Yani düzgün nezih bir adamdı. İntihar etmesi çok ilginç geldi bana. Beklemediğim insanlardan biriydi. Bu vesile ile de anmış oldum kendisini. Ben filme döneyim.

Night at the Museum serisini daha önce yazmamışım. Muhtemelen oturup param parça bir şekilde televizyonda izlemişimdir ve gerek duymamışımdır. Geçtiğimiz günlerde sıkılırken çok kafa yormayacak bir şey ararken gözüme çarptı ve izleyeyim dedim. Öyle çok eğlendim, kahkahalara boğuldum mu, hayır ama vakit bir şekilde geçti işte.

Yorum Bırak

The Flash

Benim Flash ile tanışmam çocukluk dönemlerine 90’lara dayanır. O zaman televizyonlarda Flash vardı. Tabi akabinde bunun bir DC Comics çizgi romanı olduğunu öğrendim ve o dönemin şartlarıyla çizgi romanları okumaya çabaladım tabi ki herkes gibi. Son dönem bir Flash vardı neden onu tekrar çekmiyorlar diye düşünürken karşıma 2014 yapımı Flash çıktı. Bu duruma çok mutlu olduğumu söylemeliyim.

Başlarda yadırgamadım desem yalan olur. Beni bıraktığım dönemlerde daha az teknolojik olan Flash günümüze uyarlanmış, eskiden sadece radyo ve televizyon, gazete ile haber alınırken işe cep telefonları ve internet girmiş. Tabi biz bu kadar gelişirken Flash’ın geri kalması olmazdı. Sonuçta aynı şekilde onlarında da zamanda ilerlemesi gerekiyordu. Bu yadırgama bende çok kısa sürdü.

Yorum Bırak

Penguins of Madagascar

Madagaskar penguenlerini sevmeyen yoktur. Zaten bu sevgi üzerine dizileri de yapılmıştı. Bunu bir çıta daha yükseltip geçtiğimz sene içerisinde filmi geldi. Tabi bende oturup izledim. Zaten diziye de ne zaman denk gelsem oturup izlerdim.

Tabi söz konusu penguenler olunca diyecek çok fazla bir şey bulamıyorum. Zaten aşağı yukarı karşımıza ne çıkacağı belli ve filmde bunu doğruluyor. Ancak gözüme çarpan bir şey varsa ki o da penguenlerimizin biraz yumuşadığıdır. Yani o sert ve ilginç gurup biraz sosyalizmi kenara atmış ve kapitalizme göz kırpmış gibi. Bunu nereden mi çıkardım, tabi ki maymunları çalıştırmalarından.

Yorum Bırak

Big Hero 6

Marvel’den 1998 yılında çıkmış bir çizgi roman serisiymiş Big Hero 6. Marvel dünyasında Japonya’nın ilk süper kahramanlarını içeren çizgi roman da diyebiliriz kendisi için. Tabi konumuz çizgi roman değil, çizgi romanın 2014 yılında yapılan animasyon filmi. Film Walt Disney Animation Studios tarafından yapılmış ve stüdyonun ilk Marvel yapımı.

Film 2015 Ocsar ödüllerinde de en iyi animasyon ödülünü aldı. Yani Oscar ödüllü bir film var karşımızda. Ben de bu filmi iki kez izledim. Biri evde biride uçakta uzun bir yolculuk sırasında. İzlediğimi neden izledim? Çünkü başka seçenek yoktu. Big Hero 6 keyifli güzel bir film ama ikici kez izlenir mi bilmiyorum. Ancak ikinci kez izlediğimde de sıkmadığını söyleyebilirim. İki izleme arasında oldukça kısaydı.

Yorum Bırak

Predestination

Yine bir The Spierig Brothers filmi ile karşınızdayım. Bu iki kardeşi, Undead ile tanımış Daybreakers ise çok sevmiştim. Şimdi ise bu iki kardeşin yeni filmini izledim. Yeni dediysem film 2014 yapımı. Yani üzerinden bir sene geçmiş. Daybreakers’ta Ethan Hawke ile çalışan ekip bu kez aynı kişi ile çalışmış. Hikaye biraz çıkmaza girip zaman zaman kendi içinde tutarsızlığa düşsede genel anlamda film oldukça başarılı.

Bu başarı, oyunculuk, hikaye, kurgu, mekan, müzik yani her şeyi içeriyor. Tabi bir baş yapıt olacak özellikte bir film değil ama kafa karıştırtması, düşündürtmesi, garip duygulara yer açması bakımından film oldukça başarılı.

Yorum Bırak

Trash / Çöplük

 

Festivelde izlediğim en iyi film buydu diyebilirim size. İşlenişi, hikayesi, aksiyonu, eğlencesi her şeyi ile çok başarılıydı. Oyunculuklarda aynı şekilde. Filmi belkide sempatik yapan baş rollerinde de sevimli çocukların olmasıydı. Tabi hikayenin gizemi çocuklarla birlikte bir gizemin peşinden koşmak oldukça keyifliydi. Filmin siyasi bir film olduğunu da düşünürsek, siyasi aksiyonların içerisinde bu filmin yeri oldukça başka ve film kendini sıkılmadan emrakla izlettiriyor.

Filmin yönetmen koltuğunda usta yönetmen  diğeri var. Ben aslında bu filmi yönetmenin tarzına göre biraz hareketli buldum. Film ise Andy Mulligan‘ın romanından uyarlanmış. Kitabın elbette artıları vardır ama film başarılı bir uyarlama olduğunu keisnlikle belli ediyor.

Yorum Bırak

The Salvation / İntikam

Filmi inceleme arayışım oldukça farklıydı. Festivalde iyi filmlerin biletleirnin tükenmesi olağan bir bir durum. Bende kim ne izlemezde yer bulunur diye düşünürken, ben de bu filmi gördüm. Aslında filmi değil de baş rol oyuncusu Eva Green‘i. Tabi Eva Green deyince akan sular durur. Filmi izlemek için karar aldım. Filme biraz daha dikkatle bakınca, filmin werstern filmi olduğunu, üstelikte Danimerka yapımı olduğunu gördüm. Danimarka ve western evet herkese garip gelebilir.

Nasıl olur ne olur diye düşünürken (anlık düşünceler tabi bunlar) filmi izleme zamanı geldi. Açılış çok fazla bilgisayar efekti kullanıldığını gösteriyordu. Genelde western kalıplarına bağlı kalarak filmin başında küçük bir açıklama yapılmıştı. Bu hikayeyi de özetliyordu.

Yorum Bırak

The Homesman / Yolcu

Filmin yönetmeni .Hal böyle olunca sağlam bir oyuncu kadrosu çıkıyor karşımıza. Tabi doğal oalrakta oyunculuk bakımından iyi bir film izliyoruz. Filmin hikayesi ise Glendon Swarthout‘un romanından uyarlanmış. Tabi ben romanı okumadığım için ikisi arasında bir kıyaslamaya girmeyeceğim.

Aslında bilinen klasikler dışında çok fazla western sevdiğim söylenemez. Bana göre onlarla birlikte westernde çöktü. The Homesman’da karşımıza bir western dram olarak çıkıyor. Film sinematografik açıdan oldukça başarılı. Kurgusu, çekimleri, görselliği akılda kalıcı ve tatmin edici. Zaten dah yazının başında da oyunculukalrdan bahsetmiştim.

Yorum Bırak

The Good Lie / İyi Bir Yalan

Monsieur Lazhar ile aklımıza yer etmiş yönetmen ‘nun ilk Amerikan yapımı filmi The Good Lie / İyi Bir Yalan. Hatırlayacağınız gibi Monsieur Lazhar ile yönetmen 2011 Oscar’ına aday olmuştu. The Good Lie ile de Amerika Senaristler Birliğinden En İyi Senaryo odülü almış. Ancak bu kez filmin senaryosu yönetme değil Margaret Nagle‘a ait. Fİlmin en güzel yanı ise trajik bir olayın duyguyu sömürmeden başarılı bir  şekilde anlatılması.

Film aslında iki bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki bölümünde akışının ve atmosferinin farklı olması, filmi izlerken sıkıntı duymamanıza sebebiyet veriyor. Oyunculuklar dahil her şeyin doğal olması karakterlerle birlikte aynı duyguları tatmanıza neden oluyor. Karakletlerle olşuturulan bu empati de gerçekten filme, ve bu olayı yaşayan milyonlarcasına empati kurmanızı sağlıyor.

Yorum Bırak

Abone ol