İçeriğe geç

Kategori: Kişisel Denemeler

I spit on your grave 2

İlk filmin ardından biz bunun ekmeğini yeriz deyip yapımcıların Steven R. Monroe‘u filmin başına getirerek yaptıkları film devam filmi I spit on your grave 2. Devam filmi dediysem tabi yine aynı ablanın başına gelmiyor olaylar. Steven R. Monroe’u ise biraz yaptığı işler konusunda incelediğimizde kendisinin daha çok kamera operatörlüğü yaptığını görüyoruz. Ancak yönetmen onlarca filmde bu işi yapmış olmasına rağmen bize kamera kullanımı açısından çok fazla bir şey vermiyor. Çoğu yerde sanki amatör bir kameran filmi ekrana yansıtmış hissi uyandı bende.

Aslında film I spit on your grave 2 ilk filme oranla biraz daha derli toplu. En azından ilk dakikasından itibaren kendini dağ evine tek başına kapatan mantıksız bir karakter yok. Tabi bunlara musallat olan da. Senaryo bu filmde biraz daha toparlanmış. Ana karakter olan Katie’nin paravan bir fotoğrafçıya gidip onların kıza musallat olmaları bir önceki hikayeye göre daha mantıklı. Tabi bunun haricinde ana fikir olarak filmde bir değişiklik yok. Kıza işkence ve tecavüz ederler kız da intikam alır. Değişen tek şey kızın intikam çeşitleridir.

Yorum Bırak

Decoys

Böyle B-movie’ler izlemek yada düşük bütçeli korku abuk korku – bilim kurgu filmleri izlemek (video filmi de diyebiliriz bunlara) benim zihnimi boşaltıyor. Aynı statüde olan bir başka film de Decoys. Film 2004 Kanada yapımı ve yönetmen koltuğunda Matthew Hastings var. Yönetmen her ne kadar bu filmden sonra dizilere sarmış olsa da bu filmle bir kapıyı aralamış ve filmin ikincisi de 2007 yılında çekilmiş. İkinci filme de daha ayrıntılı yer vereceğim elbet.

Filmin bir çok yorumuna baktığınızda hakkında iyi şeyler okumayacaksınız. Doğru aslında film hakkında çok şey söylenecek öyle çok iyi bir film değil. Ancak kıyas işine girersek bizim ciddi diye yatığımız işlerin yanında bunlar oldukça başarılı. Zaten video filmi diye geçen bu filmlerde çok şey beklememek lazım. Ancak bizim izleyicimiz bu ayrımı anlamadığı için her filme ciddi bir şekilde yaklaşmakta. Ciddi iş vardır ciddi olmayan iş vardır. Eğer tonlarca para harcayıp ciddi olmayan bir iş yapıyorsanız bunu rahatlıkla eleştirebilirsiniz. Ancak az bütçe ile ciddi olmayan iş eğlenceden öteye geçmez.

Yorum Bırak

Killer Klowns from Outer Space

1988 yapımı Killer Klowns from Outer Space (Uzaydan Gelen Katil Palyaçolar) filminin yönetmen koltuğunda Stephen Chiodo var. Bu nasıl palyaço düşmanlığıdır ki palyaçoları katil yapıp bunları bir de uzaydan getirmiş film ekibi. Tamam bende pek haz etmem kendilerinden ama hiç böyle derin bir fanteziye girmemiştim. Velhasıl kelam film isminden de anlaşılacağı gibi uzaydan gelen katil palyaçoları anlatıyor.

Film oldukça eğlenceli kesinlikle izlerken sizi şaşırtmıyor. Eğlenceli desem de kahkahalara boğulacağınızı düşünmeyin. Dönemin B-movie’lerine iyi bir örnek. Fazla sorgulamadan sakince izlediğinizde zevk alıyorsunuz. Sorgulamaya başladığınızda da zaten film film olmaktan çıkıp işkenceye dönüyor.

Yorum Bırak

Başlık 1

Şimdi gözlerinizi kapayın. Hafif bir müzik açın. Şu meditasyonlar için oluşturulan elektronik müziklerden. Nasıl elektronikleştigimizi düşünmeden. Ya da sadece bir şarkı düşünün. Kendinizi rahat hissedeceğiniz.…

Yorum Bırak

Godzilla

Canavarların kralı Godzilla’yı 1954 senesinde ilk görücüye çıktığından beri takip etmeye çalışıyorum. Adına onlarca film yapılmış Godzilla için bir filmde Holywood sinemasından geldi. Aslında filmi sinemada izleyip izlememe konusunda biraz fazla tereddütte kaldım. Sonunda gözlerimi karartıp girdim sinemaya. başka filme mi gitseydim acaba diye de düşündüm sonradan. Ama Godzilla candır. İzlemeden olmaz.

Öncelikle filmle girerken çok fazla beklentim olmadığını belirtmeliyim. Filmin fragmanlarından eskiye atıflarda bulunan ancak uzaktan yakından ilgisi olmayan bir filmle karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Zaten o gördüğünüz kadarıyla olayların tümünün Amerikan ordusu eşliğinde geçmesi karşıma çıkacak Amerikan milliyetçiliğine karşı da kendimi hazırlamamı sağladı. Tabi adamlar o kadar para verip yatırım yapıyorlar elbette kendi milliyetçiliklerini yapacaklar o başka. Gerçi filmde ünlü Amerikan ordusunun da aciz kaldığını görüyoruz. Şimdi cümlenin akışı donanmaya aklınca aklıma Battleship‘teki Rihanna geldi. Filmde onu görmek süper olurdu. Neyse fantastik film ya bende fantezi yapıyorum.

Yorum Bırak

I Spit on Your Grave

Film 1976 yapımı Meir Zarchi‘nin yönettiği Day of the Woman‘ın yeniden çevrimi. Yönetmen koltuğunda ise Steven R. Monroe bulunmakta. Tabi ben orijinal filmi izlemediğim için ikisi arasında bir kıyaslamaya gitmeyeceğim. Bu film üzerinden görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Artık orijinal filmi izleyince de ikisinin kıyaslamalarına yer veririm. Film için okuduğum eleştirilerde orijinal filme sağdık kalmış olduğu sadece şiddet sahnelerinin yenilenmiş olduğunu gördüm. Film bu sahneler itibari ile oldukça iyiydi. Ancak yine de bazı eksiklikler mevcuttu filmde.

Film yazar Jennifer Hills’in başından geçenleri anlatıyor. Bir yazar olamayacak kadar güzel Jennifer Hills kitabını yazmak için gözden uzak bir dağ evine yerleşir. Yolculuk esnasında benzin almak için durduğu bir benzincide orada çalışan bir grup gencin gözlü tacizine uğrar. Buna rağmen Jennifer onlara kalacağı yerin bilgisini verir. Bunu neden yaptığını çözemesem de hikayenin gelişinin bu şekilde olacağını bildiğimden sesimi çıkartmadım.

Yorum Bırak

Çalıkuşu

Bu sezon başında Kanal D ekranlarında yayınlanmaya başlamıştı dizi. Diziyi izlemem için bir çok sebep vardı. İlk olarak Reşat Nuri Güntekin‘in bu eserini çok sevmem ikinci olarakta küçüklüğümden TRT döneminden Çalıkuşu tabi dolayısıyla Aydan Şener hayranı olmam. Tabi yaşıtlarım benimle aynı fikri paylaşacaktır. Tüm bunlara ek olarak heveslendiğim dizinin ana yönetiminde Çağan Irmak isimi görmem ve yönetmen koltuğunda ise Doğan Ümit Karaca’nın olmasıydı. Tüm bu unsurlar dizinin izlenmesi için bir koşuldu benim için.

Diziye başladığımda da gerek yönetim, gerek oyunculuk, gerekse görsellik olarak diziyi çok başarılı buldum. Dönem kıyafetleri, mekanlar hikayenin işlenişi oldukça başarılıydı. Ancak bir süre dizi olması gerektiği gibi giderken birden diziden sıkılmaya başladım. Bunun en büyük etkenlerinden biri de dizinin kapalı bir kutu gibi sürekli Kamran ve Feride arasında geçen olaylara odaklanması. Dizi ne dönemin sosyal durumunu ne de gelişimini çok fazla vermiyordu.

Yorum Bırak

La casa del fin de los tiempos

Venezuella’nın ilk korku filmi diye lanse edilen bir film La casa del fin de los tiempos. Bana daha çok İspanyol korku filmlerini hatırlattı. Aslında bir ilk olarak bakarsan film ne kadar bütün klişeleri kullansa da oldukça başarılı. Filmin senaristliğini ve yönetmenliğini Alejandro Hidalgo yapmış. Bu kendisinin aynı zamanda ilk filmi. Öyle ki Alejandro Hidalgo hikaye üzerinde oldukça düşünmüş. Giriş ve final sahneleri üzerinde baya çalışmış ve tam anlamıyla olmasa da tatmin edici bir sonuç vermiş bu çalışmalar.

Film gayet başarılı bir şekilde açılıyor. Filmin ana noktası olan Juan Jose’nin öldürülmesi ve Leopoldo’nun kaybolması evin hanımı Dulce’nin gözünden bize aktarılıyor. Aksiyonun ve gerilimin tavan yaptığı bu açılıştan sonra filmin neye odaklanacağına az çok tanık oluyoruz. Film bu kadar hızlı giriş yapmasına rağmen hızının birden düşmesi sebebi ile kendi yükselttiği beklentiyi yavaş yavaş indirmeye başlıyor.

Yorum Bırak

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

Onur Ünlü‘nün 2011 yılında çektiği benimse televizyonda parça parça izlediğim filmi Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi filmini geçen günlerde oturup baştan sona izledim. Türkiye’de kara mizah yapan yegane insanlardan olan Onur Ünlü’nün bu filmi artık klasikleri arasında girmiş. Kendisinden daha çok film bekliyoruz ama sinemada ya da festivalde izlenemeyen filmler için de filmlerin DVD’lerinin bir an önce çıkmasını istiyoruz. Bu kadar temenniden sonra gelelim filmimize.

Filmde şu şöyleydi bu böyleydi demek biraz zor. Kendi kalıbında absürt bir film olan Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi için şurası da şöyle olsaymış demek biraz zor. Ancak film gerek göndermeleri gerekse hikayenin altında yatan mana oldukça derin.

Yorum Bırak

Ernest et Célestine

Ernest and Celestine hakkında çok fazla bir şey yazabileceğimi düşünmüyorum. Tam anlamıyla bu çizgi film (animasyon mu desem bilemedim) çocuklar için yapılmış. Her ne kadar klişe bir konu işlese de Fransız filmi olması itibari ile diğer Amerikan animasyonlarından kendini açık ara sıyırıyor. Oldukça başarılı bir tekniği var filmin. İzlerken çizimlere hayran olduğumu söyleyebilirim. Hikaye de keşke biraz daha dolu olsaydı da tam anlamıyla iyi bir animasyon çıksaydı karşımıza.

Yorum Bırak