İçeriğe geç

Kategori: Kişisel Denemeler

La Senda

Son dönem İspanyol korku sinemasındaki yükseliş elbetteki yadsınamaz. Bu furyaya dahil olup yer edinmeye çalışan filmlerden biri de La Senda. Filmi  yönetmiş. Aynı zamanda senaryoda da ismi var ona ek olarak ‘da senaryonun şekillenmesinde pay sahibi. Juan Carlos Fresnadillo’yu aslında bir çok filmden hatırlıyoruz. Bunlardan başlıca hatırlananlar ise, 28 Weeks Later ve Intruders.

Tabi bu ismi görmek biraz beklentiyi yükseltiyor ancak kesinlikle bekleneni vermiyor. Öncelikle filmin atmosferi olaylara odaklanmanızı engelliyor. Tamam karla kaplı uzak sakin bir dağ evi filminin konusu itibari ile belki iyi bir seçim gibi görünebilir ancak bu filmde pek etkili olmamış. Buna bence hikayenin boşluklarının çok büyük etkisi var.

Yorum Bırak

Banlieue 13 – Ultimatum

Son dönemde kendisini sık sık hikaye ve senaryolarıyla vizyonda gördüğümüz ‘un bir başka senaryosu da Banlieue 13 – Ultimatum’a ait. Luc Besson’un senaryo geçmişine bakarsak bu filmde de diğer filmlerden pek bir fark göremiyoruz. Aksiyonu bol, hızlı hareketli ancak konu açısından kısır bir film var karşımızda diğer senaryolarında olduğu gibi. Ancak aksiyonun yerinde olması filmin izlenilebilirliğini ve tahammülünü arttırıyor.

Film öyle bir aksiyon ile başlıyor ki hikayeyi kestirmeniz neyin ne olduğunu anlamanız için biraz zaman gerekiyor. Aksiyon arasına sıkıştırılmış hikaye, yer yer devlet politikalarına yapılan eleştiri, dozları az da olsa izleyicinin gözüne batmasını sağlıyor. Besson senaryoya bu gibi küçük noktaları çok iyi yerleştiriyor. Ancak genele baktığımızda basit bir senaryo karşımızda.

Yorum Bırak

Dabbe : Cin Çarpması

Dabbe serisinin son filmi Dabbe: Cin Çarpması geçtiğimiz günlerde vizyona girdi. Açıkçası Karacadağ’ın son filmi El-Cin‘in üzerinden daha sene bile geçmeden bu filmle karşımıza çıkması beni oldukça şaşırttı. Artık Karacadağ’da ne kadar çok cin hikayesi varmış ki altı ayda bir piyasaya cinli film çıkartıyor diye düşünmeye başladım. Akabinde peki bu serinin sonu nereye gidecek diye sormaya başladım kendime. Bir de bu filme baktığımızda Dabbe ile bağlantısının sadece bir cümleden öteye gitmediğini görüyoruz. Peki kıyamete kadar uzanacak Dabbe serisinin evrim geçirip Karacadağ’ın Dabbe aralarında yaptığı cin filmlerine dönme sebebi nedir anlayamadım.

Türkiye’de istikrarlı bir şekilde korku filmi çeken Karacadağ’ı tebrik ediyorum. 2006 yılında yola çıkan ilk Dabbe filminden sonra bu altıncı filmi oldu ve gözle görülür bir ilerleme katetti kendisi. Ancak bazı konularda hala kendini tekrar etmeye devam ediyor. Bu da beni sıkıntıya sokuyor desem yalan söylemiş olmam.

Yorum Bırak

Huang cun gong yu

Curse Of The Deserted

2010 yapımı Çin filminin yönetmen koltuğunda  var. Filmin senaryosu ise  tarafından yazılmış. Filmin kurgusunun karışık olması izlenimini zorlaştırıyor. Film korku filmi olmasına rağmen aslında filmin korku filmi olup olmadığı rahatlıkla sorgulanabilir. Yönetmen burada romantik, korku tarzında bir iş ortaya çıkarmaya çalışmış ancak her ikisinin de dozunu ayarlayamamış.

Film içerisinde çok fazla bilinmezlik barındırırken sağlam bir temele oturtulamamış. Bu da kopuklukların artıp, izleyicinin odaklanma sorunu yaşamasına sebep oluyor. Filmin karanlık kasvetli havası ne anlatılmak istenen romantizmi veriyor, ne de korku filmi olarak korkabileceğimiz bir ortam sunuyor. Zaten filmde karşımıza çıkan sahneler oldukça basit ve sıradan. Çoğu korkutmayan basit canlandırmalar.

Yorum Bırak

Pacific Rim

“Robotları al Godzilla’larla savaştır” gibi bir özet yapabilirim filmin tanımlaması için. Böyle filmler var elbet ancak ben pak fazla izlemediğim için bu film de buradan alıntı diyemeyeceğim. Zaten malum sitelerde bunların karşılaştırmasını yapan onlarca insan var. Ancak film bana çok fazla Voltran’ı anımsattı. Yaratıklar için Godzilla demiştim zaten burada türlüsünü görüyoruz. Voltan demişken dev robotlarımızın dayak yeyip yeyip sonra karşısındakini dövmesini diyorum. Ancak izleyici olarak sanırım kaderimiz bu.

Şimdi robotlara girmişken filme biraz daha dalıyorum (bu arada iki ayrı değerlendirme yapmaya çalışacağım) Bütün milletler birleşmiş muazzam bir teknoloji ile dev robotlar yapmış, o kadar nükleerden o kadar güçten bahsedilmiş ama benim anlayamadığım kısım benden robotların hala klasik uzak doğu dövüş yöntemlerini kullandığı. Abi salla bombaları, salla lazeri iş bitsin. Yaratıklara yumrukla, tekme tokatla girmenin alemi nedir? Tabi bu aksiyonu körüklüyor. Bir yerde robotlar inan gibi dövüşmeselerdi onlarla empati kurmamız zor olurdu.

Yorum Bırak

Babil Kitaplığı – Chesterton – Apollonun Gözü (The Three Horsemen of Apocalipse, The Queer Feet, The Honour of Israel, Gow The Duel of Dr. Hirsch)

Gilbert Keith Chesterton’un beş kısa ve güzel hikayesi kitapta bulunmakta. Bunlardan ilki Mahşerin Üç Atlısı; Bir idam fermani ve onun iptali için gönderilen üç ulak…

Yorum Bırak

Trance

Ünlü yönetmen ‘un son çektiği ancak pek ses getirmeyen filmi Trance. Bunun sebebi de Danny Boyle’un diper filmlerinde de bulunan eksiklikleri bu filmdede devam ettiriyor olması. Film oldukça güzel bir konuya sahip. Kurgusu, işlenişi oldukça başarılı. Tabi araya atılan gereksiz sahneleri saymazsak. Hikayenin işlenişi açısından filmi algılamak biraz zor olsa da dikkatlice izlendiğinde kendine adapte eden oldukça başarılı bir konusu var filmin. Ancak üzerinde çok fazla durulmamış düşünülmemiş. İyi bir şey çıkacakken ortaya sıradan bir şey çıkmış.

Bir çok kişi filmi Inception‘la kıyaslamış. Aslında iki filmin kıyaslanması sadece gerçeklik ile ilgili konuda olur. Aksi taktirde aslında iki film birbirinin yanından bile geçmiyor. Bu konuda Trance için, Inception devşirmesi bir film takısı takanlara bir şeyi hatırlatmak isterim ki Trance 2001 yapımı ‘nin yazıp yönettiği aynı isimli filmin uyarlaması. Yani Trance daha eski bir film.

Yorum Bırak

Abone ol