Albert Camus, absürtü ne dünyanın tek başına anlamsızlığında ne de insanın anlam arayışında bulur. Onu bu ikisi arasındaki çarpışmada, yani insanın anlam talep ettiği bir evrende bu talebin karşılıksız kalmasında görür. Şu lafı hatırlayın: “İnsan plan yaptığında, Tanrı yukarıdan onlara gülermiş.” Yaptığımız bu planlar dahilinde, her gün uyandığımızda mantıksız işleyişler, kalabalıklar ve çözümsüz bürokrasilerle dolu bir dış gerçekliğe adım atarız.
Peki, bu varoluşsal gürültünün içinde delirmeden nasıl kalıyoruz?
Cevap çoğunlukla sessizliğimizde, daha doğrusu kendi içimizde kurguladığımız o bitmek bilmeyen konuşmalarda gizli. İç monolog, sadece zihinsel bir arka plan gürültüsü değil; dünyanın saçmalığına karşı ördüğümüz en güçlü savunma mekanizmasıdır.
Anlamlandırma Filtresi
Dışarıdan gelen veriler kaotiktir. Sokakta tanık olduğumuz bir kavga, karşılaştığımız adaletsiz bir durum, anlam veremediğimiz tavırlar veya rutin hayatın boğucu tekrarı… Bu olaylar aslında tek başına bir anlam taşımaz. Onları bizim için katlanılabilir kılan şey, iç sesimizin onları nasıl tercüme ettiğidir.
Karşılaştığınız her durum için aklınızda bin bir türlü monolog döner. Bu olan biteni kabullenme şeklidir. Gerçi zaman zaman benim iç monologlarım, monoloğun ötesine geçse de…
İç monolog, dış dünyanın pürüzlü ve absürt gerçekliğini alır, onu bir anlatıya dönüştürür. Artık bir anlatıcı, bir anlamlandırma aracına dönüşmüştür. “Bu neden benim başıma geldi?” sorusu yerine “Bu durum bana ne anlatıyor?” çerçevesine geçtiğimiz an, kurban rolünden çıkıp kendi hikayemizin anlatıcısı konumuna yükseliriz.
Gönüllü İzolasyon Alanı
Toplum içinde fiziksel olarak yalnız kalmak her zaman mümkün değildir. Hele günümüzde sosyal medyayı da sayarsak, yalnızlık oldukça uzak bir tanım bizim için. Ancak iç sesimiz, bize kalabalıkların ortasında bile taşınabilir bir sığınak sunar. Çevremizdeki dünya kontrolden çıktığında, kendi zihnimizin içine çekilip durumu algılamak, rasyonelleştirmek veya basitçe onunla dalga geçmek varoluşsal bir hayatta kalma refleksidir. İç sesin önemi burada daha çok ortaya çıkar. Orada olduğunda fark edilmez, sustuğunda ise dış dünyanın saçmalığı doğrudan bilincimize çarpar.
Savunma Hattını Güçlendirmek
Tabii burada bir ayrım da yapmak lazım. Her iç ses bir savunma mekanizması değildir. Eğer iç monoloğunuz sadece kaygı üretiyor, geçmiş hataları tekrarlıyor veya felaket senaryoları yazıyorsa, bahsettiğim bu kalkan sizi dış dünyadan korumaz, aksine içeriden vurur.
Nitelikli bir iç monolog, aslında felsefi bir eylemdir. Sorgulayan, mesafeli durabilen ve olan biteni bir gözlemci edasıyla yorumlayabilen bir iç ses, aslında olması gereken iç sestir ve bunu inşa etmek gerekir. Epiktetos’un da yüzyıllar önce işaret ettiği şey buydu: Olaylar üzerinde her zaman bir kontrolünüz olmayabilir, ama o olaylara yüklediğiniz anlamı ve verdiğiniz tepkiyi şekillendirme gücü sizdedir.
Hayatın absürtlüğü ortadan kalkmayacak. Hatta daha da çekilmez bir hal alacak. Ancak ona karşı verdiğiniz tepkiyi şekillendiren iç sesinizin yönlendirme seviyesini, bir anlamda kalitesini artırmak sizin elinizde. Zihninizin içindeki anlatıcıyı sıradan bir sızlanıcı olmaktan çıkarıp; anlayan, yorumlayabilen, soğukkanlı bir filozofa dönüştürmelisiniz.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
