İçeriğe geç

Google Maps Sendromu: Kaybolma Yeteneğimizi Nasıl Yitirdik?

Şehri en son ne zaman gerçekten “gördünüz”?

Telefon ekranına bakmadan, kulağınızda bir ses “200 metre sonra sağa dönün” demeden, son ses açık kulaklıklarınızla dünyayı susturmadan; sadece yürümek için yürüdüğünüz en son zamanı hatırlıyor musunuz?

Muhtemelen hatırlamıyorsunuz. Çünkü modern şehir insanı için yürümek artık bir keşif değil, çözülmesi gereken bir lojistik problemdir. A noktasından B noktasına en hızlı, en verimli ve en hatasız şekilde ulaşmak zorundayız.

Bunu kısa bir yurt dışı gezisi öncesi yazmak aklıma geldi. Sürekli haritadan bir yerleri kontrol ediyor, en efektif süreyi hesaplıyordum. Elbette kısıtlı bir sürem vardı ve zamanı verimli kullanmalıydım. O yüzden ben de A noktasından B noktasına en hızlı ve hatasız gitme yolunu seçtim. Kararım, avucumun içindeki o mavi çizgiyi izlemekti.

Birkaç sene önce Kadıköy dönüşü kaybolmuştum. Yanlış otobüse binmiş, fark ettiğimde de “zararın neresinden dönülse kârdır” deyip hemen düğmeye basıp inmiştim. Hatırlıyorum; ağzımda maske, onu çıkarmaya çalışırken kulaklığımı düşürmüştüm. O esnada telefonum da kapanınca, gecenin bir yarısı nerede olduğumu kestiremez hale geldim.

Hikâye pek hayırlı gitmiyor değil mi?

“Neredeyim, ne olacak?” derken karşıda bir Burger King gördüm. O saatte o kadar kalabalıktı ki anlatamam… Paşa paşa sıramı bekleyip siparişi alan çocuğa sordum: “Burası neresi? Ben kayboldum.” Çocuk garip garip yüzüme bakmıştı. O an aramızda geçen diyaloğu ve sonrasında benim bu kayboluştan aldığım o tuhaf zevki anlatamam. Ama o biraz konumuz dışı.

Flâneur’ün Ölümü

19. yüzyıl düşünürü Walter Benjamin, “Flâneur” kavramından bahsederdi. Elbette daha önce buna benzer tanımlar vardı ama bunu kavramsallaştıran Benjamin oldu. Flanör (Flâneur), modern şehrin aylak gezginidir. Acelesi yoktur, bir hedefi yoktur. Şehri bir manzara gibi izler, kalabalığın içine karışır ama ondan bağımsızdır. Onun için sokak, bir ulaşım kanalı değil, bir deneyim alanıdır.

Bugün Flanör öldü. Yerini bizim gibi “Kullanıcılar” aldı. Biz artık şehrin sokaklarında gezip onu keşfetmiyoruz; bir veri tabanının içinde, algoritmaların çizdiği rotalarda yön buluyoruz.

Mavi Çizginin Tiranlığı

Google Maps, Yandex veya diğerleri… Bize her zaman “en iyi” rotayı, “en yüksek puanlı” kahveciyi, “en popüler” manzarayı sunuyorlar. Hatta gitmeden önce, bu “yüksek puanlı” yerler arasında biz de orada varlığımızı ispatlamak için planlar yapıyoruz.

Kulağa harika geliyor, değil mi? Kontrol hastası biri için belki harika. Hata yapma riskimiz sıfıra iniyor. Kötü bir kahve içme (!) veya trafiğe takılma ihtimalimiz minimize ediliyor.

Ama mühendislikte şöyle bir kural vardır: “Bir sistemi tek bir değişkene göre aşırı optimize ederseniz (over-optimization), o sistemi kırılgan hale getirirsiniz.”

Biz hayatlarımızı verimlilik adına aşırı optimize etmeye başladık. Ve bu süreçte çok şey kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz. Bunların başında da “beklenmedik güzel tesadüfler” geliyor.

“Yanlış” Yola Sapma Hakkı

Algoritmalar sizi asla o arka sokaktaki salaş ama harika kafeye götürmez, çünkü verisi yoktur. Sizi asla yanlışlıkla girdiğiniz o çıkmaz sokaktaki harika mimariye sahip binayla karşılaştırmaz, çünkü orası onun için “verimsizdir”.

Ekranda takip ettiğimiz mavi çizgi, sürprizi sevmez. Oysa hayatın en unutulmaz anları, genelde o mavi çizginin dışına çıktığımız, “yanlış” yola saptığımız, kaybolduğumuz anlarda saklıdır. Gerçekten öyle değil mi? Küçükken habersizce oyun için evden kaçtığınız o anları düşünün.

Keşfetmek, doğası gereği verimsizdir. Keşfetmek, hata yapmayı göze almaktır. Eğer hiç hata yapmıyorsanız, hiç kötü bir restorana gitmiyor, hiç yolunuzu kaybetmiyorsanız; aslında yaşamıyorsunuz demektir. Sadece içinde bulunduğunuz simülasyonu kusursuzca tamamlıyorsunuzdur.

Sistemden Çıkış

Bu hafta kendinize küçük bir “analog” lüks tanıyın. Bilmediğiniz bir semtte, navigasyonu kapatın. “En iyi” rotayı değil, gözünüze hoş görünen sokağı seçin. Yüksek puanlı mekânı değil, tabelası ilginizi çeken dükkânı deneyin.

Belki berbat bir kahve içersiniz. Belki yolu uzatırsınız. Ama en azından o anı bir algoritma değil, siz seçmiş olursunuz. Kaybolmak, bazen kendinizi bulmanın en kestirme yoludur.

Umarım ben de gittiğim yerin sokaklarında kaybolurum.

(Bu yazı tam dönüşüm sırasında yayımlanacak. Önceki süreçte belki sosyal medya üstünden bu yazıyı doğrulayacak paylaşımlar yapmış olurum. İroni oldu değil mi?)


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?