İçeriğe geç

Etiket: 32. İstanbul Film Festivali (2013)

Disconnect

Film 32. İstanbul Film Festivali (2013) kapsamında gösterilmiş ancak o dönemde izleyememiştim. Tabi ondan sonra insan ne olduğunu unutuyor. Film günümüz dünyasının bilindik klişe hikayelerini bir araya getirerek başarılı bir kurgu yapmış. Sanal elemle iç içe olduğumuz şu dönemde hayatımızdaki bir çok ortak noktaya rastlıyoruz filmde. Film bu konuda çok başarılı. Sıradan gördüğümüz tüm hikayeleri bize başarılı bir şekilde anlatmış.

Film oldukça fazla karaktere bununla birlikte oldukça fazla hikayeye değiniyor. Aslında bir yandan sanallaşırken bir yandan da nasıl birey olarak diğer insanlardan uzaklaştığımıza onlara güvenemediğimize şahit oluyoruz. Film bu bağlamda, gerçekleri yüzümüze çarpar gibi. Film herkese hitap ediyor. Başarılı oyunculuklarıyla birlikte gerçekten övgüyü de hak ediyor.

Yorum Bırak

Stellet Licht / Sessiz Işık

‘ın Batalla en el cielo‘dan sonra çekmiş olduğu üçüncü uzun metrajlı film Stellet Licht. Kısa süre içerisinde iki filmi de izleyince insan ister istemez iki filmi kıyaslama yoluna gidiyor. Aslında bakıldığında iki filmin bir çok ortak yönü var. Reygadas yine farklı bir konu ele almış. Batalla en el cielo’da sınıflar arası ayrıma daha çok değinilirken, Stellet Licht kendini topluma ve teknolojiye kapatmış bir kesimin yaşantısını gözler önüne sererken, bir yerde karakterlerin kendi inançlarına karşı çıkmasını anlatıyor.

Nasıl Batalla en el cielo’da gereksiz bir süre uzunluğundan söz etmişsem bu film içinde aynısından söz edebilirim. Yüz kırk beş dakikalık süresi ile film bize pek fazla aksiyon sunmadığından yer yer izleyicinin sıkılmasına sebep oluyor. Ancak anlatılanlar ve içerik olarak bu film Batalla en el cielo’dan daha dolu diyebilirim.

Yorum Bırak

Kon-Tiki

2012 yapımı Norveç filmi Kon-Tiki.Tabi Norveç denince biraz soğuk boğuk bir Avrupa filmi bekliyor insan ama bu film bir Holywood filmini aratmıyor. Tabi bir Holywood filmi yanında da biraz sönük. Ancak her şeye rağmen film akıcı bir şekilde sıkılmadan kendini izlettiriyor. Film Life Of Pi ile birlikte son dönemde izlediğim en iyi deniz filmleri arasında.

Filmin yönetmen koltuğunda  ikilisi var. genel olarak yönetimlerini sevdiğimi söyleyebilirim. Zaten hikayenin cazibesi, mekanlar, doğal güzellik filmin izlenmesi için başlıca neden. Film Thor Heyerdahl adındaki antropoloğun hayatından bir kesiti anlatıyor.

Yorum Bırak

Merry Christmas Mr. Lawrence / Mutlu Noeller Bay Lawrence

1983 yapımı filmin yönetmen koltuğunda geçtiğimiz aylarda hayata veda eden  var. Film ‘un romanından uyarlanmış. Nagisa Ôshima kitabı ekrana aktarırken oldukça başarılı olmuş. Bu sebepten dolayı etkileyici bir film çıkmış ortaya.

Filmin yönetmeni senaryosu kadar oyunculuklar ve müzikleri de oldukça başarılı. Müzikler akıllara yer ediyor. Kullanım yerleri hissettirdiği duygu oldukça başarılı. Zaten film sinema kitaplarında da okutuluyor.  oldukça başarılı oyunculuk sergilemişler. Dönem itibari ile hem cinsellik hem de şiddet konusunda film atmosferi oldukça zorlamış.

Yorum Bırak

Elefante Blanco / Beyaz Fil

2012 yapımı Arjantin filminin yönetmen koltuğunda  var. Pablo Trapero bu filminde yapımına 1937 yılında başlamış Latin Amerika’nın en büyük hastanesi olacak, ancak sermaye sıkıntısı, darbeler, ayaklanmalar sonunda inşaatı duran bir yapının hikayesini anlatmakta. Tabi yapıdan çok burayı mesken edinen kenar mahalle insanlarının yaşamı ve şartları değerlendirilmiş. Bu kanar mahalleye de insanlar “Beyaz Fil” adını koymuşlar.

Film gerçek olaylara dayandığı için yönetmen bunu düz bir şekilde anlatmayı seçmiş. Bu da akıcı olmayan, sıkıcı bir film çıkartmış ortaya. Filmin sonuna kadar bir hareket göremiyorsunuz. tam film ne vermek istediğine karar verip bir şeyleri yoluna sokmaya başladığında bir oldu bitti ile film bitiyor. Film yarıdan başlasaymış daha iyiymiş diyorsunuz.

Yorum Bırak

The Perks of Being a Wallflower / Saksı Olmanın Faydaları

 tarafından yazılmış aynı adlı romanından uyarlama film. Uyarlayan da yine aynı isim. Film için başarılı bir uyarlama diyebilirim. İlk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen Stephen Chbosky’i oldukça başarılı buldum. Kitabı okumadım ama kitap için de son dönem Amerikan edebiyatının en iyisi olduğunu savunanlar mevcut.

Film için bu zamana kadar lisede geçen en iyi filmlerden biri diyebilirim. Lise ortamını, girip çıkılan depresyonları, umutları başarılı bir şekilde vermiş. Burada Stephen Chbosky vermek istediğini başarılı bir şekilde vermiş. Kim olursanız olun hikayenin bir köşesinden tutuyorsunuz. Film bir lise filmi olarak ilerlerken belki tahmin edilebilecek bir yol çiziyor ama hikayenin altyapısı oldukça sağlam.

Yorum Bırak

Batalla En El Cielo / Cennette Savaş

Batalla En El Cielo hakkında düşünmeye çalıştığım ama nasıl bir kulp tutturacağımı bilemediğim bir film. Film 2005 yapımı yönetmen koltuğunda ise  var. Aynı zamanda film 2005 yılında Cannes’te büyük ses getirmiş. Ses neye getirdi bilmiyorum ama film öyle oturayım keyifli bir film seyredeyim diyorsanız baştan söyleyeyim bu filmden uzak durunuz.

Filmde asıl sorun uzun uzadıya giden durağan sahneler. Filmin süresi 96 dakika pekala siz bu filmi anlatmak isteneni yarım saate sığdırabilirsiniz. Anlatmak istenen derken filmde verilmek istenen bir alt metin de yok. Yönetmen sadece önermede bulunmuş siz kalanı aklınızda tamamlıyorsunuz. Ana karakterin ne iş yaptığından bi habersiniz mesela. General’e çalışıyor ama şoför müdür, işleri ile uğraşan biri midir belli değil. Kişisel çalışanı ise bayrak töreninde ne işi vardı? Bunun gibi sorulara cevap aramaya bol vakit buluyorsunuz filmde. Film bir olay ardından donuklaşırken olay hakkında düşünmek için fırsat tanıyor size.

Yorum Bırak

Ill Manors / Belalı Mahalle

Senarist ve yönetmen ‘in ilk filmi Ill Manors ve bir ilk film için oldukça başarılı. Küçük hikayeler bir bütüne sarılarak başarıyla birleştirilmiş. Filmin en önemli özelliklerinden biri de müzikleri. Müzikler görüntülerle harmanlanarak, yerinde ve başarılı kullanımlarla güzel bir iş çıkmış ortaya.

Film Londra’nin bilinmeyen yüzünde gerçekleşiyor. Uyuşturucu etrafında dönen hayatları konu alıyor film. Konu ve kurgu güzel. Oyunculuklar biraz donuk gibi gelse de İngiliz sinemasına baktığımızda aslında sürekli karşılaştığımız oyunculuklar karşımızdaydı. Ben açıkçası başarılı buldum.

Yorum Bırak

Despre Oameni Si Melci / Salyangozlar ve İnsanlar

Yönetmen koltuğunda ‘un bulunduğu 2012 Romanya yapımı başarılı bir film Despre Oameni Si Melci. Bu vesile ile de blogta bir Romen filmine de yer vermiş bulunuyorum. Film komedi filmi olarak geçse de öyle kahkaha attıran bir film değil. Olay örgüsü, oyunculuklar oldukça başarılı. Eğlenceli bir film var karşımızda.

4 Ekim 1992  yılında Michael Jackson’ın Dangerous World Tour kapsamında Bükreş’e gelmiştir. Bütün Romanya bu olayı konuşurken Campulung isimli küçük bir şehirde bir araba fabrikasında çalışan işçiler işten çıkarılma tehlikesi altındadır. Fabrikanın patronu, fabrikayı Fransızlar’a satmak istemektedirler. Fransızları ise bu fabrikayı bir salyangoz fabrikasına dönüştürmek istemektedirler. Tabi bu olayın görünen kısmıdır.

Yorum Bırak

Il Decameron / Dekameron

Pier Paolo Pasolini’nin 1971 yılında yaptığı film Il Decameron. Il Decameron, son filmi Salo o le 120 giornate di sodoma gibi aşırı rahatsız edici olmasa da yinede hem görsellik hem de eleştirel boyuttan sözünden sakınmayan bir film. Film Giovanni Boccaccio‘nun aynı isimli romanından esinlenmiş. Filmde on ayrı hikaye var. Hikayelerin çokluğu ve ayırt edilememesi izleyiciye takip sorunu yaşatıyor.

Bunun yanı sıra oyunculuklarda oldukça başarısız. Oyunculukların sıfır olması gerçekliği arttırmada işe yaramış mı bunun tereddütü içindeyim. Biraz düşündüğümde sanırım filmde itici gelen şeylerin başında da oyunculuklar vardı.

Yorum Bırak