İçeriğe geç

Etiket: Peter Jackson

Gore-B 1: Braindead

Üst Kültür Yazısı

Geçen senenin bilmem kaçıncı haftası, artık içinde bulunduğumuz günü devirmiş ertesi günün saatlerinden çalmaya başlamışız. Kafalarsa “zombi” kıvamında. Masada kimyasal nitelikli hiçbir ürün kalmamış, önümüzdeki tabakta anlık durumumuza uygun iç organlar, bir yandan usulca kemiriyoruz. Neden varlar hala hiçbir fikrim yok. Öyle iç organ dediysem ciğer, et falan… Belki biraz dalak ya da içine artık bizim bilmediğimiz başka ne kattılarsa.

“Ya” dedim önümdeki tabaktaki ciğerle oynayarak, “ben bu gore sinemasına bayılıyorum, bir de B-movilere.”

Uzaktan bir ses “Gore ne ya?” dedi. Ses çatallıydı sanki, yoksa tekti.

“Hani şöyle kafa, kol, bacak uçar hala olay devam eder ya” dedim. “Süper eğlenceli.”

O an bir sessizlik oldu. Kaç kişi bu sessizliğe katıldı bilmiyorum. Tüm mekan mı? O an tüm gözler ‘iğrenti’ ifadesi ile bana baktı.

İğrenti ifadesi nasıl mı olur? Çene gerilir, onunla birlikte tüm yüz, gözlerin çevresindeki deriler o gerginlikle botoksa kafa tutarken, pinpon topu gibi ortaya çıkan gözler görme sinirlerinin yardımıyla gerginlikten nasibini alır ve geriye çekilir. Eminim ki bir yerlerde görmüş yada yaşamışsınızdır. İşte hepsi aynı anda bana böyle baktı.

Altında kalır mıyım, ‘hele Japon gore, fevkaladenin de fevkinde’ diye ekledim. Ah kimleri hatırladım şimdi. Bir de elinde testereyle.

“E, o zaman yaz” dediler. Ben tam geyiğin ortasındayım. “Etmeyin, eylemeyin gençler ‘gore’ bu, “Sezercik” filmlerine benzemez emin misiniz?” dediysem de, nasılsa iki güne unutulur diye üstelemedim. “Unutulmuş mu” şu an belli olmuştur sanırım.

Velhasıl kelam ilk elin günahı olmaz deyip –bu sefere mahsus- nitelikli filmler seçtim. Hadi bakalım bunlara da kulp bulun. Bakın aklın yolu birmiş, bir olmasa bu adamlar böyle filmler çekmezdi değil mi? Başta söylemem lazım yazı ağır spoiler içerir.

Dead Alive – Braindead (Yaşayan Ölü) Peter Jackson

Ha, ha! Şimdi bu ismi okuyunca şaşırdınız değil mi? Tabi alışmışsınız Peter, “Yüzüklerin Efendisi” yapsın, “King Kong” yapsın, “Cennetimden Bakarken” yapsın. Peter oğlum yap güzel bir film haydi izleyelim… Ama işin aslı o değil. Peter, Peter olmadan önce bu türe başını koymuş. Hatta filmde uzuvları kopanlardan birinin o olma ihtimali yüksek. Ne büyük özgürlüktür bu, parçaları dünyaya nam salmış. E tabi zamanla bakmış bu işte pek para yok nereden yürürüm deyip şimdiki abuk sabuk filmleri çekmeye başlamış. Bu filmi de öyle es geçmeyin hat’rı sayılır puanlar toplamıştır çevresine.

Tüm olay bizim Kafatası Adasında da sonradan ortaya çıkan Sumatra Sıçan Maymununun başının altından çıkıyor. Şu köşede meymenetsiz suratını görebilirsiniz. Rivayet odur ki bu tür, hastalıklı bir sıçanın, maymuna tecavüzü sonrası dünyaya gelmiştir. Oldukça zehirli bir hayvandır. Zehrinin bir kez tadına bakan ise, suya atılmış bir sosis gibi şişen zombiye dönüşür.
Şimdi her işin başını tanıdıysak hikayenin kalanına geçebiliriz. Zaten bu meymenetsizin kafasını kıymetli eli öpülesi bir annemiz eziyor. Allah razı olsun kendisinden.

Yorum Bırak

The Hobbit: The Battle of the Five Armies

İlk iki filmi IMAX’de izlemiştim. Bu film için de IMAX planları yeni çıktığını gördüğüm ses sistemi Dolby Atmos’u bu kez tercih olarak kullandım. Bu vesile ile Dolby Atmos’u da bu test etmiş olacaktım. Aslında ben pek bir fark alamadım seste. Benden midir izlediğim salondan mıdır bilmedim. Bu sırada filmi Özdilek Park CineTime sinemalarında izlediğimi belirtmek isterim. Temiz güzel bir salondu. Koltuk düzeni biraz perdeyi görmeyi engellese de rahattı. Perde salona göre küçük kalıyordu kanımca. Biraz daha büyük bir perde daha iyi iş görürdü. He zaman olduğu gibi bilinçsiz izleyicilerde mevcuttu filmde. Film ortasında geyik yapanları mı ararsınız, cep telefonu ile konuşanları mı, şapır şupur yeyip içenleri mi? Biz bilmiyoruz bu işi arkadaş. Seyircimiz daha olmamış, Türk sinemamız nasıl olsun. Neyse.

Yorum Bırak

The Hobbit: The Desolation of Smaug

Hobbit’i arık IMAX’de izlemek görev oldu hal böyle olunca ve Türkiye’de IMAX salon sayısı az olunca yer bulmak biraz zordu. Neyse ki İstanbul’a ikinci bir IMAX salonu açılmış. Kendisi aslında İsatanbul’un bir ucu olan Marmara Park’ta. Tabi ben filmi IMAX 3D izlemek için kıvransam da ilk Hobbit yazımda belirttiğim gibi düşünmüyorum artık. Filmlerin çoğu derinlik hissi vererek çekiliyor. Yani önümüzde uçuşan şeyler pek yok. Bu da açıkçası beni ilk test gösterimindeki IMAX demosu gibi tatmin etmiyor. Bu arada Hobbit ile birlikte yeni bir teknoloji ile de tanıştık bunun adı da HFR, diğerinden farkı ise 48 fps kare hızı olması. Tabi nedir ne değildir bu şekilde izlediğim bir film yazısında açıklama yapacağım. Şimdi gelelim The Hobbit: The Desolation of Smaug’a yani,Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’na.

Yorum Bırak

The Hobbit: An Unexpected Journey

Sonunda Hobbit’i izleme fırsatı buldum. Tabi bu fırsatı daha önce de yakalayabilirdim ama birazda filmi IMAX 3D izlemek isteyince yer bulmak biraz zor oluyordu. Aslında şimdi düşünüyorum IMAX 3D bana ne verdi? Sanki bizim IMAX olayımızda bir eksiklik var. Tabi bunu yurt dışında bir IMAX filme gidersem anlayabileceğim. Bana verdiği ise dev ekranda filmi izleme zevkiydi. Ancak filmi izlediğim İstinye Park sinemalarında bir yerleşim sorunu olduğunu düşünüyorum. Neyse filme dönelim.

Tabi Lord Of The Rings’ten sonra herkes gibi benimde çok fazla beklentim vardı filmden. Ancak o bilindik giriş ve müzikler kulağıma takılınca film hakkında ilk düşüncem Lord Of The Rings’in gerisinde ve etkisinde kalacağı oldu. Bunda yanılmadım da. Peter Jackson pek riske girmeyerek yeni şeyler denemeye çalışamadan, Lord Of The Rings arkasından giden bir film olarak çıktı karşıma. Hatta müzikler bile Lord Of The Rings’i hatırlatıyordu.

Yorum Bırak