İçeriğe geç

Etiket: Ralph Fiennes

Spectre

Son James Bond filmi olan Spectre aynı zamanda yirmi dördüncü James Bond filmiymiş. En iyi Bond filmlerinin en eskileri olduğunu düşünen ben bu film sonrasında da fikrimin değişmediğine takıl oldum. Bu filmin bir öncekinden ne farkı vardı diye sorarsanız aslında yoktu. Ama son deride biraz daha iç hesaplaşmaya dönerek kendi içinde kurgusu oturmaya başladı. Ancak aksiyonun yanında konunun pek bir değeri kalmıyor. Birden aksiyon içinde kayboluyorsunuz.

Aksiyon dedim de aslında görmediğimiz James Bond serisini James Bond yapan dudak uçuklatıcı aksiyon sahneleri yoktu. Tamam aksiyon sahneleri olmayabilir ama kamera kullanımıyla bunları farklı hale getirmek farklı haz vermek gibi bir durum da yoktu. Şimdi yiğidi öldürüp hakkını da yemeyelim. Filmde bu zamana kadarki yapılmış en büyük patlama sahnesi mevcut. Güzel de patlamış, ancak patlama sahnesi artık montajdan mıdır nedir ortada çok yapay durmuş. Zaten bu yapaylığı bir kaç sahnede de hissettim. Bence film montaj konusunda sınıfta kalmış.

Yorum Bırak

The Grand Budapest Hotel

Geçtiğimiz festivalde filmi izleyecektim ancak yer bulamamıştım. Akabinde nasılsa izlerim dedim ve bir kenara kaldırmıştım. Geçtiğimiz aylarda uzun bir uçuş sırasında hava yolunun video listesinde filme rastladım ve izleyeyim bari dedim. İzledim izlemesine hatta filmi izlerken yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadım bile. İnince yazarım dedim iş güç dedim derken bu güne kadar geldi yazmak. Film pek sevdiğim yönetmen, Wes Anderson‘a ait. Yine bir hikaye, bir şiir kitabı gibi filmle çıkmış karşımıza Wes Anderson.

Film oldukça eğlenceli. Her dakikasını gülümsemeyle izliyorsunuz. Oyunculuklar çok güzel. Zaten filmin ana kadrosu başlı başına yeter. Ama filmde küçük rollerde ünlü isimleri görmekte oldukça keyif veriyor insana. Oyunculuklar güzel dedim aynı şekilde karakterler de yine özenle ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiş.

Yorum Bırak

Skyfall

Skyfall’ın benimi için en büyük artısı ve beni memnun eden en güzel tarafı Adele’nin filmin şarkısını seslendirmesiydi ve bence Adale gelmiş geçmiş en iyi Bond filmi müziğine imza attı. Tabi benimle aynı şekilde düşünenler var ki şimdi Adele, Skyfall ile 2013 Oscar ödüllerinde “En İyi Özgün Şarkı” ödülünü aldı. Şimdi gelelim filime.

İzleyici olarak Bond filmlerini sevmemizin nedenlerinden biride garip teknolojik aletler, doğa üstü güçlere sahipmiş gibi görülen çapkın bir adamın karşımıza çıkmasıydı. Son dönem Bond filmlerinde ise bu olgu biraz daha köreltilerek Bond artık sıradan bir insani teknoloji ise sıradan bir teknoloji olarak gösterilmeye başlandı. Bond serisinin son filmi Skyfall’da da buna büyük bir örnek. Yani karakter sıradanlaşmaya başlayınca filmde sıradanlaşıyor. Bu sebepten dolayı Skyfall sıradan bir aksiyon filminden öteye geçmiyor.

Yorum Bırak

The Reader – Okuyucu

Stephen Daldry ve David Hare buluşması The Hours‘tan sonra yine başarılı bir filmle çıkmış karşımıza. Bernhard Schlink‘in aynı adlı romanından beyaz perdeye gayet güzl bir şekilde uyarlanmış. Zaten bu iki ismin uyarama filmler konusundaki başarısı yadsınamaz.
The Reader bol ödüllü bir film. Elbette bu ödülleri de hakkıyla alıyor. Gerek oyunculuk, gerek kostüm, gerekse sahne her biri gayet aşarılı. Ancak makyaj konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim her güzelin bir kusuru olur deyip bu konudan sıyrılmak istiyorum. Filmde umduğumdan fazla gereksiz sahnelere rastlamadım. Herşey kıvamında ve sürükleyici gidiyordu. Filmin ilk yarısı gereksiz gibibi gözüken sevişme sahneleri ve karakterler arasındaki etkileşim aslında bize genç bir insanın hayatını nelerin ekleyebileceğini gayet  açık bir şekilde veriyordu bize. Bu sahneler boyunca aklıma yer eden cümle ise bir erkek ilk beraber olduğu kadına aşık olur ve ondan kopamaz yönündeydi. Evet bu bir gerçek. Karakterimiz Michael’de bu durumdan nasibini almış hatta olayı biraz daha abartmıştı.
Yorum Bırak