İçeriğe geç

Ay: Ekim 2012

Resident Evil: Afterlife

Seriyi takip eden biri olarak (nasıl takip ettiğim, belli oluyordur) aslında bu filmi pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Tamam filmde aksiyonun dibine vurulmuş, baştan sona kadar, paldır küldür film ilerliyor, ama filmin altı yine boş. Bu kimdi, bu bunu niye öldürdü, olay ne nedir, diye sorup duruyorsunuz. Filmde tek izlenme öğesi, Milla Jovovich ve Ali Larter. Tabi filmin 3D çekildiğini de hesaba katarsak acaba filmin 3D zevki daha farklı olur muydu diye düşünmeden edemiyorum.

Yorum Bırak

Dark Shadows

Yazının başında  belirtmeliyim ki bir Tim Burton hayranı olarak tüm filmlerini keyifle izlemekteyim. Ancak şu da bir gerçek ki, son dönem filmleri eskileri kadar iyi değil. Bir yerde aslında Big Fish ile benim için Burton’un klasiği filmleri bitmiş, sonrası para odaklı film olma yönünde ilerlemiştir. Bu filmde para için yapılmış, film ortasındaki koca koca reklamlarıyla da bunu gözümüze sokan bir film. Film Dan Curtis‘in dizisinden uyarlanmış.

Film karşımıza oldukça iyi bir kadroyla çıkıyor. Tabi bu kadro Burton’un klasik kadrosunun yanı sıra Michelle PfeifferEva Green gibi isimleri de kadroya renk katıyor. Tabi bu kadro filin izlenmesi için başlıca sebebi oluşturuyor. Yani film bir konu dahilinde olmasa bile oyuncuları ile kendini izlettirebilir. Tabi bu cümleyi kurunca yönetmen faktörünü biraz dışarıya itmiş oluyoruz. Aslında bu film Tim Burton haricinde biri tarafından da aynı şekilde çekilebilirmiş. Ancak bu gibi işlere adım atan sadece Burton olduğu için kendisini kamera arkasında görüyoruz.

Yorum Bırak

A Dangerous Method

Usta yönetmen David Cronenberg‘in 2011 yapımı filmi A Dangerous Method. Ne yalan söyleyeyim film konu olarak çok iyi olsa da ben David Cronenberg’e bu filmi yakıştıramadım. Kendisini hep sorgulayan filmlerle izledik, bu filmlerde felsefe de vardı ancak genelde bilim kurgu gizem olduğu için izleyiciyi tam anlamıyla ekrana bağlayıp, kült yapımlar ortaya çıkarabiliyordu. Ancak bu film Cronenberg’in diğer filmleri gibi kült film olabilecek bir yapıya sahip değil.

Film John Kerr‘in A Most Dangerous Method kitabından uyarlanmış. Kitabı tiyatro oyunu olarak uyarlayan Christopher Hampton, The Talking Cure adını kullanmış. David Cronenberg ise bu oyunu alarak beyaz perdeye aktarmış. Film uyarlamaların genel sorununu yaşamakta. Yani film kitabı okumayanlar için oldukça havada kalmış. Film yaklaşık dokuz aylık bir süreyi anlatıyor ama film bize bu hissi vermiyor. Sanki her şey bir anda olup bitmiş gibi.

Yorum Bırak

Lovely Molly

The Blair Witch Project ile kendini tanıtan senarist yönetmen Eduardo Sánchez‘in son filmi Lovely Molly. Tabi haliyle ilk filmi ile orantılı olarak bu filmde de aktüel kamera kullanımını görüyoruz. Hikayemiz klasik bir perili ev hikayesi. Aslında bize bekleneni de vermiyor.Gerilim korkudan çok karşımızda sürekli ağlak bir kadın gördüğümüzden filmi dram olarak izlesek daha iyi diyoruz.

Hikaye alışıldık demiştim. Film Molly ve Tim’in evlilik törenleri ile başlıyor. Bu sahnelerin gereksiz ve uzun olduğunu baştan belirtmek isterim. Filme de herhangi bir katkısı yok. Molly ve Tim evlendikten sonra, Molly’nin babasından kalan ve Molly’nin çocukluğunun geçtiği eve taşınırlar. Tim kamyon şoförü olduğu için vaktinin büyük çoğunluğunu yolda, evden uzakta geçirmektedir. Ancak Molly evde garip şeyler olduğunu hissetmeye başlar.

Yorum Bırak

GP506

Güney Koreli yönetmen, Su-chang Kong‘un ikinci uzun metrajlı filmi. Yönetmenin Coma adında başarılı bir de dizisi mevcut. Bunun haricinde tabi bu ismi senarist olarak görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde yönetmenin Arpointeu / R Point isimli filmini yazmıştım. Zaten bu filmi de o filmi referans alarak izledim ve oldukça başarılı bulduğumu söylemeliyim. Yani karşımızda az ve öz film yapan bir yönetmen var. Gerçi Arpointeu mu GP506 mı derseniz Arpointeu’yu seçerim. Ancak iki filminde askeriyede geçmesi bakımından ortak noktalarının olması göze batıyor. Sanıyorum yönetmenin askeriye ile bir sorunu var.

Yorum Bırak

The Hunger Games

Suzanne Collins‘in aynı isimli romanından uyarlama The Hunger Games. Kitabı okumadım ama filmin başarılı bir uyarlama olduğunu söyleyemeyeceğim. Hikayenin altyapısı oldukça boş bırakılmış. Olay ve kişilerin…

Yorum Bırak

Iron Sky

Vakti zamanında sinemada fragmanını izlemiş ve geldiği zaman gidilmesi gereken filmler arasına eklemiştim. Iron Sky’ı. Ancak fragmanları sinema salonlarında fıldır fıldır dönmesine rağmen, film Türkiye’de vizyona girmedi. Neden vizyona girmediği konusunda yaptığım ufak okumalarla da güya internette vizyona girip girmeme konusunda bir anket yapılmış ve anketten vizyona girmemesi konusunda bir sonuç çıkmış. Enteresan diyorum ve geçiyorum.

Film öncelikle fragmanı ile kendine çekiyor. Nazilerin uzaya çıkma fikri, orada bir üst kurup tekrar dünyaya saldırma hayalleri kurmaları oldukça ilginç bir konu içeriyordu. Tabi bu konu farklı olmasıyla birlikte daha önce de bir kaç kez dile getirilmişti. Film görsellik olarak tatmin edici. 10 milyon dolar gibi düşük bütçeli diyebileceğimiz bir rakama filmin bu şekilde başarılı efektler kullanılarak yapılması takdir edilmesi gereken şeyler arasında.

Yorum Bırak

Lockout

Luc Besson kendini iyiden iyiye senaristliğe verdi. Gerçi senaristlikten çok ben hikaye yazayım fikir ortaya atayım boyutunda bu iş ama yine de senaryoya müdahale ettiği kesin. Ancak son dönem Luc Besson hikayesi imzalı filmlerde izlediğim sorun bu filmde de mevcut. Karşımıza sadece basit bir konu çıkıyor. Hikayenin derinliği ise sürekli göz ardı ediliyor. Lockout’da aynı şekilde çekilen bir film.

Hikayemiz bilindik sıradan bir hikaye. Film 2079 yılında geçiyor. Mahkumlar cezalarını çekmek üzere uzayda özel olarak yapılan bir hapishanede dondurularak ceza sürelerinin geçmelerini bekliyorlar. Bu sırada Amerikan başkanının kızı Emilie Warnock sosyal gönüllü olarak bu hapishanedeki şartların düzgün olup olmadığını kontrol için hapishaneye gider. Burada bir mahkumla görüşürken mahkum görevlilerden silahı alır ve buradaki herkesi öldürür. İkinci iş olarak ise diğer mahkumları da uyandırır.

Yorum Bırak

Abone ol