İçeriğe geç

Ay: Eylül 2019

teknolojiyi seviyorum. peki ya seni?

Görsel: Love Alarm – Netflix

Aşk, doğası gereği belirsizliği sever. Filmlerde ve romanlarda genelde “mutlu son” aransa da, aşkı canlı tutan şey aslında o “acaba” sorusudur. Peki, bu belirsizlik bir yazılım tarafından ortadan kaldırılırsa ne olur? Hiç istemediğiniz bir anda, en mahrem duygularınızın dijital bir sinyalle ifşa edildiği bir dünya…

Netflix’in popüler Güney Kore yapımı Love Alarm, yüzeyde bir gençlik draması gibi görünse de, alt metninde korkutucu bir teknolojik distopya barındırıyor. Dizi, duyguların algoritmalarla sayısallaştığı bir evrende, “özgür irade”nin ne kadar mümkün olduğunu sorgulatıyor.

Yorum Bırak

Var olmak üzerine…

Photo by Luigi Boccardo on Unsplash

Kısa bir deneme elimdeki. Sadece kısa olduğunu biliyorum. Otuz beşin yarısı olduğunu savunanlar var. Oysa yirmi yedi final benim için. Sadece uzatmaları oynuyorum. Dördüncü hakemin elinde salladığı tabelaya bakamadan.

Her şey ne kadar çabuk değişiyor. Ne kadar çabuk kabulleniyoruz elimizdekileri. Bazılarını iterken, bazılarını ise çekerken…

Bir soyunma odasının çürük kokusu burnumdaki. Hepimiz oyundayız ama hiçbirimiz kabullenmiyoruz. Küçük bir yalan etrafımızı kaplayan.

Yorum Bırak

Sakin kafayla saçmalamalar

Saçmalamak söz konusu olduğunda üzerime yoktur. Her ne kadar bunu kendi kişiliklerim arasında yapsam da zaman zaman insan dışa vurmak ihtiyacı da duyuyor. O zaman yaptığım şey ise etrafta “uslu, akıllı adam” imajımı lekelememek için oturup bir şeyler yazmak.

Yazmak demişken; içeriği kadar estetiği de önemli yazının. Mesela aşağıdaki örneklere bakın:

Yorum Bırak

İstila

Photo by danny howe on Unsplash

Güney, doğup büyüdüğü evin gölgesinde odasının penceresine doğru baktı. Bir süredir bahçede oyalanıyor ve evdeki kadın kalabalığının gitmesini bekliyordu. Artık küçük çaplı orman oluşturmuş bahçe ile ilgilenebilecekti. Geleceğe dair planlarından biri de buydu her ne kadar, ağaç ve çiçek bakımı hakkında hiçbir şey bilmese de… Vaktinin çoğunu bahçedeki karmaşaya bakarak geçirmiş eli bir türlü düzensiz yayılmış otları koparmaya gitmemişti. Uygulamaktan çok düşünmek ona daha kolay geliyordu. Ardında bıraktığı tüm hayatı bu şekilde geçmişti.

Birden döndü ve evin bodrumuna girdi. Gün içerisinde bile defalarca girmişti bodruma ama ilk defa bu kadar düzenli olduğunu fark etmişti. Sol tarafında bir masa üzerinde şarja takılı olan telefon ve tabletleri gördü. Misafirlerin olmalıydılar. Bir an hepsini toplayıp yukarıya çıkarmayı düşündü ama vazgeçti. “Unutmasalarmış” diye geçirdi aklından ve markalarını kontrol etmeye başladı.

Yorum Bırak

Yeni yayın dönemi

2006’dan bu yana blog benimle birlikte. Öyle çok sükse yapmasakta bu güz dönemi ile birlikte 13 yıl oluyor. Triskaidekafobim* yok elbet ama yine de insan bir tırsmıyor değil içinde bulunduğu sene sebebi ile. Tabi bu aralar blogu fazla aksattığımı da göz ardı edemem. Hatta ve hatta devam etsem mi diye de düşünüp durdum. Ancak şunu söylemeliyim en az iki sene daha buradayım.Tabi hala bu dünyada olursam…

Bu biraz erken doğum gününü yazısı gibi oldu. Oysa ki daha bir ayı var. Ama artık biraz tarz değiştirip öyle ilerleyeceğiz. Buna ek olarak sitenin görseli de değişti.

Eskileri çöpe atmadım ama biraz üst raflara kaldırdım.

Yorum Bırak

Abone ol