İçeriğe geç

Kategori: Öyküler

Uyku Öncesi Hikayeleri: Taze Et Kokusu

Photo by Dan Meyers on Unsplash

Kuraklık çökmüştü sanki şehre. Her adımı, suyun tadını unutmuş kaldırım üzerindeki toz parçacıklarını soluk borusuna kadar itiyordu. Burnunun direğini sızlatmaya başlayan bir koku toz birikintilerine karışarak usulca yayılıyordu etrafa. Ağzındaki mayhoş tadın sebebi bu olmalıydı. Uzaktan, derinlerden farklı bir koku daha geldi burnuna, kolayca tahmin edebileceği. Çiğ et kokusuydu bu. En son çocukluğunda almıştı bu kadar keskin, taze et kokusunu ve ardından bir daha et yiyememişti.

Burnunu kapattı, parmaklarının uçlarıyla. Vakit gece yarısını geçmiş, sokakta, lambaların çevresinde dolanan sinek seslerinden başka bir ses yoktu. Bir de az önce geçtiği yanıp sönen ve yanıp sönerken de küçük bir patlama sesi çıkaran flaman lambadan başka. Bilindik sessizliğin içinde yürümeye devam ederken birden bir çığlık duydu. Bebek çığlığıydı bu. Bu beklenmedik ses irkilmesine, duraksamasına sebep oldu. Hızlıca etrafını kolaçan etti. Gelebilecek tehlikelere hazır olmak istiyordu. Ürkütücü sessizlik karşısında, biraz daha gözlerine güvendi. Etrafta kimse yoktu.

Yorum Bırak

Anka

Minyatür: Süheyl Ünver

“Ben” dedi… Ciğerlerinden saldığı son nefes herkesin duyabileceği bir halde ses tellerini titreştirirken acının vurduğu göğsünden bir çığlık gibi çıktı sesi. Yankılarıyla birlikte uzayıp giden üç el silah sesinin arasından fısıldamayla son buldu cümlesi;

“…sizi affediyorum.”

Bir sessizlik indi kalabalığa. Soğuk bir rüzgâr birbirine geçmiş vücutlar arasında dolanırken ardında titreme bıraktı, bazı gözlerde ise gizli gizli akan gözyaşı. Düşünceler kovalandı akıllardan, bir toz birikintisi gibi etrafa dağıldı. Beklenenin şoku çökmüştü herkesin üzerine, hiçbir zaman kelimelere dökülmeyip sadece yüreklerinde taşıyacakları. Gökyüzü hızla kararmış, hareketlenen bulutlardan sızan ışıklar, sadece yerde yatan bedeni gösteriyordu. Tiyatro sahnesinde görülmesi gereken tek kişiyi işaret eder gibi.

Yorum Bırak

Beyaz

“Kar yağıyor” diye bağırdı içi içine sığmayan bir hevesle. “İlk karda söylenen yalan kaile alınmazmış.” Kim söylemişti bunu? Hangi kültürde vardı. Bir yalan söylenecekse bu…

Yorum Bırak

Karanlık Oda

Yalnızlık sadece kurgusunda rol aldığın dünya da sana biçilen bir roldür. Ve o yalnızlığın içinde aslında kaybettiklerinle birliktesindir. Bazen hayaletlerle, bazen düşüncelerle. Bana şanslısın diyorlar…

Yorum Bırak

saklambaç

(deneme) Her köşe başında yeni bir arkadaş katılıyordu aramıza. Genelde saklambaç oynarken geliyorlardı, zaman zaman da top diye peşinde koşturduğumuz bir kağıt parçasının peşindeyken. Ve…

Yorum Bırak

Işık

(deneme) Gün ortasıydı. Camp De Les Corts Stadyumunun üstü sarmış karanlık bulut, ellerinde şemsiyeleri ile bekleyen binlerce seyirci ile birlikte futbolcuların sahaya çıkmasını bekliyordu. İzleyicilerin…

Yorum Bırak

Kısa bir hikaye…

Soğuğun sıkı sıkı sarındırdığı günlerdi. Kendimizi attığımız küçük kıraathaneden bozma kafede hatırladığım tek şey tost makinesinden çıkan aşırı yağlı tost kokusuydu. Tabi bide dudaklarının arasından…

Yorum Bırak

Düşten Umutlar

Babaanneme göre bu ezanların uzun olması sebeplerinden biri de gece karanlığı ile inen her türlü inin, cinin, mahlukatın yeryüzünden kaçarcasına elini ayağını çekmesiymiş, bu kaçışları esnasındaki korkuları da ister istemez insanların üzerine etki ediyor bu sebepten dolayı insanlar bilhassa daha hassas olan çocuklar bu korkuyu daha fazla tadıyorlarmış.

Eskiden uykuya dalamamak gibi bir sorunum olmazdı. Nerde olduğumun hiç önemi yok, gözlerimi kapadığımda bu dünyadan soyutlanır, rüyalarımın hatırlayamadığım gizemli akışında tam da dinlenmemiş olarak, sabahın ilk saatlerinde açardım gözlerimi.

Güneşin gökyüzünden bir arşın yükselirken yanına ısısını almadığı bir kasım cumartesisiydi. Parke taşlı sokağa, baba yadigarı olta ve bisikletle çıktığımda yüzüme vuran soğuk kemiklerimin titremesine sebep olmuştu. Bisikletin terkisinine yerleştirdiğim üç litrelik kova fazlasıyla bugünün erzağını çıkarmama yetecekti. Kovanın içi giderken de dolu olurdu dönerken de. Yanına tıkıştırdığım, kamp sandalyesi de vazgeçilmezlerimdendi.

Bisiklete binip kendimi eğimli yolun akışına bıraktım. Zaman zaman sadece kendimi ısıtmak için pedal çeviriyor, frenle kendimi yavaşlatarak, taşların arasında kalan donmuş toprak parçalarının yardımıyla tekerlekleri kaydırıyordum. Birkaç kez düşmüşlüğüm olsa da kendime yaşattığım bu küçük aksiyon keyfime keyif katıyordu.

Birkaç dakika içinde sahildeydim. Daha kamp sandalyemi açmadan hemen oltamı kurdum ve hırçın denizin ciğerlerine sapladım iğnelerini. Eğer şansım yaver giderse birkaç dakika içinde ilk kısmetimi çekecektim denizden. Bu esnada sandalyemi kurdum ve oturdum. Çantamdan çıkardığım polar battaniye ile ayaklarımı örttüm. Kovanın içinden aldığım termosumdaki ilk çayımı yudumlamaya başladım. Denizin ortasında birkaç balıkçı kayığı sağa sola sallanırken birinin bana el salladığını fark ettim. Balıkçı karşılığımı alır almaz, hızla denizin dalgalarını yararak uzaklaşmaya başladı. Endişe etmedim desem yalan olur, batmaması için bir sebep yoktu ama bu zaman kadar kaç denizci tanıdıysam hepsinde denize karşı bu hırçınlık vardı. Akşam hayattan çıkaramadıklarını denizden çıkarıyorlardı belki de.

Yorum Bırak

Abone ol