İçeriğe geç

Kategori: Felsefe ve Toplum

We Are Still Here

2015 yapımı korku filminin yönetmen ve senarist koltuğunda Ted Geoghegan var. Film oldukça klişe başlayıp buş şekilde devam ediyor. Bazı sahneleri filmi vasatın üzerinde tutmaya yetiyor ama genel olarak baktığımızda film kesinlikle bekleneni vermiyor. 

Filmin durgunluğu, kamera açılarının temizliği yönetmenin kamera hareketlerinde aksiyona girmemesi temiz bir izlenim sunuyor. Öyle fazla seste kullanılmamış. Yani tek düze başlıyor ve bitiriyorsunuz filmi.

Yorum Bırak

Autómata

Ben bu filmi daha önce neden yazmadım bilmiyorum. Sanıyorum diğer filmler arasına kaynadı. Aslında yazdığımı düşünüyordum ama blogda aradığımda bulamadım. Haliyle bulamayınca da şaşırdım. Yazdığımdan o kadar emindim ki. Neyse sonuçta son dönem yapay zeka filmleri üzerinde aklımda kalan sayılı filmlerden biri olarak Automata nin üzerinden bir kez daha geçmeye ve onu bloga eklemeye kadar verdim.

Filmin yönetmeni Gabe Ibáñez bu yönetmenin izlediğim ilk filmi. Kendisinin bu üçüncü filmi olmakla birlikte yapımlarda genelde özel efekt sorumlusu olarak yer aldığını görüyoruz. Hal böyleyken filmdeki görsel efektlerin de sırıtmadığını söylemem lazım. Pek çok anlamda filmi başarılı buldum. Aslında anlatmak istediğini anlatmış ama sanki bir polisiye edasıyla başlayan ve ilerleyen filmin temposunun bu kadar düşük olmaması gerekliydi.

1 Yorum

Arundhati

Bir süredir korku filmi izlememiştim. Bir süredir Hint filmini de izlememişken bari bir Hint korkusu izleyeyim dedim. Araştırırken 7,2 IMDB puanlı Arundhati’ye denk geldim. Puanda bu kadar yüksek olunca izlemeye başladım. Arundhati aslında bir Hint tanrıçası. Bu filmde de ona değinilmiş. Ana karakter olan Arundhati’de halk tarafından kutsal sayılan biri. Film hem geçmiş hem gelecekte geçiyor.

Filmin süresi yine uzun ama hem geçmiş hem gelecek derken hikaye hızla akıyor. Hint filmlerinin olmazsa olmazı danslar da mevcut ancak sayıları az ve mantıklı yerlerde. Göz ardı edebiliyorsunuz.

Yorum Bırak

Pan

Şöyle blogta geçmişe doğru gittiğimde bu zamana kadar iki  filmi izlediğimi görüyorum. Bu iki film ile birlikte yönetmenin diğer filmleri de aslında izleme listemde olan ve vakit bulmadığım filmler. Hanna iyi başlayıp sonu tam olarak bekleneni vermemişti ama Anna Karenina‘yı oldukça başarılı bulmuştum. Aslında yönetmenden Pan gibi bir film de beklemiyordum. Bu film ile yönetmen sanki biraz tarzının dışına çıkmış gibi.

Filme baktığımızda Pan aslında yine çok uyarlanan Peter Pan hikayesinin yeniden uyarlanması. Ancak bu kez klasik hikayeden biraz daha farklı olarak işlenmiş. Ben hikayeyi fena bulmadım ama yine iyi başlayıp güzel ilerlerken final sanki yine birden olmuş hissi uyandırdı bende. Biraz fazla açık vardı senaryoda bunlarda can sıkıyordu.

Yorum Bırak

Love

‘yı Irréversible‘dan beri merakla takip ederim. Az film yapması tabi onun öz film yapmasını da sağlıyor. Can alıcı ayrıntılara da değinmesi cabası. Love’da yönetmenin son filmi. Tabi Türkiye’de gösterime girmediği için filmi vaktinde izleyememiştim. Sonra geçtiğimiz günlerde internette dolanırken filmi görünce izleyeyim dedim. Love beni garip düşüncelere soktu. Şimdi nasıl desem, nasıl anlatsam bilemedim.

Aslında filmi içinde, Gaspar Noe neden böyle bir film çekme ihtiyacı duyduğunu karaktere söyletmiş. Şöyle demiş; Hayatımdaki en büyük hayalim ne biliyor musun? En büyük hayalim bir film çekmek. Romantik ve seks dolu bir film. Neden bu konuları sinemada görmeyelim? Ben hassas biriyim. Hayatta en güzel şey nedir? Aşk ve sonrasında? Seks. Ve ikisini birleştirirsen aşıkken seks yaparsın. Bu en güzel şey. İşte bunu görmek istiyorum.

Yorum Bırak

Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu

Filmin tarihçesini bilmiyordum ama vizyona girmesine yakın takip etmeye başladım. Ben ki TRT Çocukta zaman zaman Keloğlan izleyen bir şahıs bu animasyon filmini neden izlemeyeyim dedim kendi kendime. Hem de sinemada. Planımı ona göre yaptım. Sonuçta memlekette çok fazla animasyon yapılmıyor. Sinemada izleyip destek olmak şart. Ancak ben filmin vizyona girme tarihini beklerken birden filmin basın gösteriminin iptal edildiği haberini duydum. Ancak aynı gün filmin galası yapılmış ancak filmden yirmi dakika gösterilmiş. Sonrası da filmin hazır olmadığı öne sürülerek yayın tarihi ertelenmiş. Tabi yayın tarihi ertelenince bende takibi bıraktım.

Geçtiğimiz günlerde de film tekrar aklıma geldi. Şöyle bir internette ne olmuş diye dolandım ve filmin internet ortamına düştüğünü gördüm. Eh yapacak işte yok oturup izleyeyim dedim. İzledim izlemesine de çok memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim. Tabi akabinde biraz daha araştırma yaptım ve hakkında çıkana yazıları okudum. Filmin yönetmeni, Fetih 1453 filminin görsel efekt süpervizörü Serkan Zelzele olduğunu gördüm. Fetih 1453’ün efektleri neydi ki bu ne olacaktı ama çıkmadık candan umut kesilmezmiş. Tabi araştırmaların akabinde filme harcanan para, devlet desteğini falan görünce aslında filmin hükumet yandaşları tarafından yapıldığını olayın sadece para içeride dönsünden ibaret olduğunu gördüm. Olsun iyi bir şey çıkacaksa bu da kabulüm (!). Ancak bu da mümkün değil gibi. 

Yorum Bırak

Spectre

Son James Bond filmi olan Spectre aynı zamanda yirmi dördüncü James Bond filmiymiş. En iyi Bond filmlerinin en eskileri olduğunu düşünen ben bu film sonrasında da fikrimin değişmediğine takıl oldum. Bu filmin bir öncekinden ne farkı vardı diye sorarsanız aslında yoktu. Ama son deride biraz daha iç hesaplaşmaya dönerek kendi içinde kurgusu oturmaya başladı. Ancak aksiyonun yanında konunun pek bir değeri kalmıyor. Birden aksiyon içinde kayboluyorsunuz.

Aksiyon dedim de aslında görmediğimiz James Bond serisini James Bond yapan dudak uçuklatıcı aksiyon sahneleri yoktu. Tamam aksiyon sahneleri olmayabilir ama kamera kullanımıyla bunları farklı hale getirmek farklı haz vermek gibi bir durum da yoktu. Şimdi yiğidi öldürüp hakkını da yemeyelim. Filmde bu zamana kadarki yapılmış en büyük patlama sahnesi mevcut. Güzel de patlamış, ancak patlama sahnesi artık montajdan mıdır nedir ortada çok yapay durmuş. Zaten bu yapaylığı bir kaç sahnede de hissettim. Bence film montaj konusunda sınıfta kalmış.

Yorum Bırak

Into the Woods

Filmin kadrosunu görünce açıkçası beni bir ziyafet beklediğini düşündüm. Tabi birde bildiğimiz o masal kahramanlarının da karşımda olması umutlarımı bir arttırmıştı. Hatta film açılışından sonra baya bir umutlanarak izlemeye koyuldum filmi. Ancak devam eden sahneler sürekli kendini tekrar eder nitelikteydi. Evet açılış şarkısı iyiydi ama film boyunca “i wish, i wish” sürekli tekrar edince bana bir süre sonra afakanlar basmaya başladı.

Filmin en büyük izlenme etkenlerinden biri de kadrosuna eş değer olarak karakterlerinde sevilen karakterler olması. Bu bağlamda ben oyunculardan çok karakterleri merakla izledim. Evet bendeki en büyük meraklardan biri de Rapunzel, Kül Kedisi, Jack, Kırmızı Başlıklı Kız ve Fırıncı Barker’in hangi payda altında buluşacağıydı. Tabi bu payda da cadı oldu. Evet film ne istediğimize dikkat etmemiz hususunda bizde diktede bulunuyor ama biraz abartmış gibi.

Yorum Bırak

Kiseijuu / Kiseijuu: Kanketsuhen

Yine korku filmi izlemeyi düşünürken uzun zamandır Japon filmi izlemediğimi fark etmemle hem Japon hem korku olsun arayışımda Kiseijuu’yu yani bilinen adıyla Parasyte’ı buldum. Aslında Kiseijuu Hitoshi Iwaaki‘nin Kodansha‘dan çıkan bir mangası. 2014 – 2015 yıllarında da Kenichi Shimizu tarafından animeye uyarlanarak televizyonlarda yerini almış. Ben anime arayışı içerisinde Kiseijuu’yu görmüştüm ama kasmasın diye izlememiştim. Lakin hata yaptığımı anladım. Her neyse.

Bizim konumuz ise 2014 ve 2015 yıllarında Takashi Yamazaki‘nin çektiği film. Bu iki filmi aynı anda değerlendirmemin sebebi, aslında iki filmin birbiri ile bağlantılı bir olması. Yani ilk filmde bir şeyler olup bitiyor da ikinci filmde başka şey oluyor değil hikayenin tamamı iki bölüme ayrılmış. Bunun sebebi Amerikan sinemasında rastladığımız gişe açgözlülüğü değil, hikayenin ayrıntılarının es geçilmek istememesi olarak görüyorum. Bu arada sanıyorum mangaya sağdık kalınarak öyle çok fazla aksiyona girip bir kahraman oluşturma davasına gidilmemiş.

Yorum Bırak

Abone ol