İçeriğe geç

Kategori: Kişisel Denemeler

The Croods

2014 akademi ödüllerinde En İyi Animasyon Film dalında aday olan ancak tek adaylığına rağmen eli boş dönen animasyon filminin yönetmen koltuğunda  ve  var. ‘i, How to Train Your Dragon filminden de tanıyoruz. Bu filmde en az How to Train Your Dragon kadar başarılı ve Dreamworks’un en iyileri arasında yerini alıyor. Son dönemde zaten Dreamworks iyi işler çıkarmaya başladı. Bu yadsınamaz.

Her ne kadar animasyon çok başarılı olsa da hikayesi bu konuda sınıfta kalıyor. Yani filmin ilk dakikalarından sonunda ne olacağını kestirebiliyorsunuz. Basit bir kurgusu var ve bu kurgu dışına da çıkmıyor film. Karakterler ve hareketleri ayrıntılı bir şekilde düşünülmüş. Tabi animasyonun olmazsa olmazı komedi unsuru da filmde mevcut. Bunu kısman karakterler karşılasa da büyük çoğunluğu filmin asıl aksiyonunun başladığı ikinci bölümünde evcil hayvanlar oluşturuyor.

Yorum Bırak

The Wolf of Wall Street

‘i tanıyanlar bilenler için aslında hayal kırıklığına uğranmayacak bir film The Wolf of Wall Street senaryo iyi, kurgu iyi, keza diyaloglar da iyi.  2014 Oscar ödüllerinden neden eli boş döndü bilemiyorum en azından o kadar filmin arasından ufak tefek ödüller alabilirdi diye düşünüyorum. Gerçi filmin aday olduğu branşlara bakarsam iddialı bölümlerde yer aldığını görüyorum. Tabi bu liste içerisinden kendine yer edinmesi birazda zor. Lakin filmin ödül olmamış olması filmin iyi olmadığı anlamına gelmiyor. Bence keyifle izlenebilecek bir film The Wolf of Wall Street.

Filmin süresi 180 dakika. Dolu dolu bu üç saat geçiyor ve izlerken sıkılmıyorsunuz. Evet filme kendini tekrar eden çok sahne var ama yinede filmin ortamı hikayesi, içeriği filme kitlenerek izlemenize sebep oluyor. Ama az öncede bahsettiğim tekrarlar filmin genelinde sizi meraktan kurtarıyor. Yani rahatlıkla bir sonraki sahnede ne olabileceğini tahmin edebiliyorsunuz. 

Yorum Bırak

Gravity

Bu ay içerisinde yer alan festivale bulaşmışken 2014 Oscar adayı filmlerin bir çoğunu izlemeye fırsat bulamamıştım. Sonuç olarak ödüller dağıtıldı, giden ödül yerine gitti bende ödül alan filmler başta olmak üzere adayları da yavaş yavaş izlemeye başladım. Gerçi izlediğim iki aday film için pek yanıldığımı söyleyemeyeceğim.

Gravity ise geçtiğimiz senenin en iddialı bilim kurgusu olmakla birlikte 10 dalda Oscar adayı gösterilmişti. Bunlar; En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kurgu, En İyi Müzik, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı dallarındaydı. Bunların En İyi Kadın Oyuncu adaylığı hariç tüm adaylıklarına sempati ile baktım. Öyle ki filmin baş rolü olan  tam anlamıyla film için fiyaskoydu. Kesinlikle botokslu yüzüyle bir astronotu canlandıramayacak kapasitedeydi. Bu bağlamda filmin castı baştan tökezliyordu. Zaten kendisini çoğunlukla mimiksiz ve astronot kıyafeti içerisinde sabit ve kısıtlı alanda gördüğümüzden neden aday olduğu konusunu tekrar tekrar soruyorum. Neyse ki jüri beni şaşırtmadı ve Sandra Bullock ödül alamadan döndü evine.

Yorum Bırak

American Hustle

Yönetmenliğini ‘ın yaptığı American Hustle 2014 Oscar ödüllerine 1o dalda aday. Bunların içinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yardımcı Kadın – Erkek Oyuncu yani anlayacağınız bir çok iddialı adaylık var. Tabi bunların ne kadarını alır bilemiyorum ama bana kalırsa filmin bu kadar da iddialı olması biraz şişirme gibi geldi.

Yönetmenin daha önce sadece Fighter filmini izledim ve açıkçası o filmi bundan daha başarılı buldum. Diğer filmlerine de açıkçası pek denk gelmedim. Yönetim konusunda aslında çok farklı bir şeye rastlamadım. Bu bağlamda açıkçası filmin en iyi yönetmen ödülü alacağını düşünmüyorum. Filmin kadrosuna baktığımızda ise aslında göz dolduruyor.  filmin aslında karşımıza nasıl bir oyunculukla çıkacağını belli ediyor. Evet oyunculuklar iyi oldukça başarılı ama açıkçası ben hiç bir oyuncudan çok yüksek bir performans görmedim. Hepsi iyi ama düz bir oyunculuk sergilemişti.

Yorum Bırak

Thor

Serinin ikinci filmini izlemeye niyetlenmişken aslında ilk filmi izlemediğimi fark ettim. İzlemediğimi derken aslında televizyonda denk gelmiş parça parça izlemiştim. O zamanda film bana pek dikkat çekici gelmemişti. Neyse usul yerini buldun diye sakin kafayla ilk filmi de izleyeyim dedim. Doğrusunu söylemek gerekirse bu kez de beni sarmadı film.

Filmin yönetmen koltuğuna Ironman 2’nin de yönetmeni olan  var. Ek sahneler içinde The Avengers‘dan bildiğimiz   ismi karşımıza çıkıyor. Ancak film genel olarak Kenneth Branagh’ın elinden çıkmış. Sanıyorum Marvel kendine kankalardan oluşan bir ekip kurmuş kimin ne yaptığı belli omadan film çekip duruyor. Tabi son dönemde pek fazla iyi çizgi roman çıkaramayınca ne yapsın olanları perdeye yansıtmaya başladı.

Yorum Bırak

The Hunger Games: Catching Fire

Başarılı bulmadığım devam filmleri arasında The Hunger Games: Catching Fire’da var. İlk film olan The Hunger Games‘te de bazı sorunlar olduğunu ve başarılı bir oyuarlama olmadığını belirtmiştim. Hikayede oldukça fazla eksiklikler vardı. Bu eksikliklerin üstüne The Hunger Games: Catching Fire’da bir şeyle inşa etmeye çalışmış ama bu inşa çalışmasında da bir çok havada şey var. Yani pek mantık yürüyemiyorsunuz.

Bu filmde de yönetmen değişikliği yaşanmış. İlk filmde hem senaryoya katkısı olan hemde yönetmenlik koltuğunda oturan Gary Rose bu filmde yok. Yerine Constantine ve I Am Legend gibi filmlerden tanıdığımız  oturmuş yönetmen koltuğuna. Bu iki filmde de gördüğümüz yönetim dağınıklığının The Hunger Games: Catching Fire’e de ekti ettiğini görüyoruz.

Yorum Bırak

Spies & Glistrup

Danimarka yapımı biyografik filmin yönetmen koltuğunda  var. Film Simon Spies adındaki tatil şirketi sahibinin nasıl şirketini büyütüp hava yolu şirketi almasını anlatıyor. Tabi film Simon Spies den çok onun bu şekilde büyümesine sebep olan avukat Mogens Glistrup’u anlatıyor. Ya da ikisinin kapitalizmin ön gördüğü arkadaşlığını diyelim.

Simon Spies ve Mogens Glistrup iki ayrı karakter. Aslında ortak payda olan para söz konusu olmasa bu iki karakter bir araya kesinlikle gelmez. Simon Spies kadın ve uyuşturucu düşkünü tam bir hippi. Mogens Glistrup ise aksine iş kolik bir avukat. Film ise bu ikilinin 1965’den 1984’e kadar olan hikayesini anlatıyor.

Yorum Bırak

R100

Yönetmen senarist  Japonya’da ünlü bir komedyen. Ancak şimdi R100’e bakıpta bir komedi filminden bahsedeceğimi düşünmeyin. Tabi filmde komedi unsurları var ama film daha çok dram ve gizem ağırlıklı. Aslında tam anlamıyla filmi hangi kefeye koysam bilemedim.

Film görsel olarak çok başarılı. Mat tonları filmin psikolojisini başarılı bir şekilde aktarıyordu. Kısmen filme yer edinmiş gore sahnelerini beğendim. Gerçi makyajlar daha iyi olabilirdi ama bu şekilde de şaşadan uzak karakterin yapısına uyan makyajlar vardı. Filmde müzik kullanımı oldukça başarılıydı. Film boyunca eşlik eden Beethoven filmin atmosferine kolayca girmemizi sağlıyordu.

Yorum Bırak

Ortada bir olay var üzerine konuşmaya korkuyoruz. Sindirilmisi(m)z

Yorum Bırak