Kategori: Kişisel Denemeler

Festivalin kült filmler kuşağında 1955 yapımı The Night of the Hunter / Caniler Avcısı vardı. Filmin yönetmen koltuğunda Charles Laughton var. Tabi üzerinden yıllar geçmiş artık atmış yılın üzerinde geçmiş film için çok fazla yorum yapmayacağım. Film görsel olarak oldukça başarılı. Gerek sahneler, gerekse ışık oyunları olsun tatmin edici.
Hikaye de aslında güzel. Ancak eski filmlere özgü her şeyi anlatayım davası biraz sıkıyor. Senaryo başarılı bir şekilde ilerlerken bazı bölümler gereksiz uzun bazı bölümlerse çok kısa tutulmuş. Mesela Harry Powell karakteri evlendiği kadını nasıl bir anda kendine çekip bağlıyor anlam veremedim. Mesela bu olay hiç yer edinmezken çocukların kayıkla kaçışı ayrıntılı bir şekilde veriliyor.
Yorum BırakBoktan bir hayatı gecistirmenin en kolay yolu teknolojik aletlere sarilmaktir.
Yorum Bırak
Film seçimi yaparken önce yönetmenine baktım. Yönetmen Wong Kar Wai yani kesinlikle izlenmesi gereken yönetmenler arasında. Tabi Wai’nin bir sitilide var. Kendisini bu zamana kadar hep dramlarda gördük. Açıkçası Yi Dai Zong Shi’nin konusunu ve fragmanını görünce birden garipsedim. Aksiyon filmi ve Wai. Sanki bana pek olmazmış gibi geldi ama filmi izleyince anladım ki pekala olurmuş.
Öncelikle film bir dövüş aksiyon filminden çok bir Wai filmi. Bir çok aksiyon filmi izledik ama bu filmdeki gibi hiç bir zaman ayrıntı görmedik. Wai dövüş sahnelerinde kesinlikle çığır atlatmış ve gerek görsellik gerekse koreografi olarak oldukça başarılı bir filmdi.
Yorum Bırak
İlginç bir film deneyimiydi Borgman / Bela. Senaryo ve yönetim Holandalı yönetmen Alex van Warmerdam‘a ait. Benim de izlediğim ilk Alex van Warmerdam filmiydi bu ve yönetmen takip listeme girecek. Eski filmlerini de araştırmaya başladım şimdiden. Borgman ilginç bir filmdi. Film yaklaşık iki saat sürüyor ve iki saat boyunca izleyicinin ilgisini bir dakika olsun üstünden bıraktırmıyor.
Borgman, 38 yıl sonra Cannes Film Festivali’ne kabul edilen Hollanda yapımı bir film olma özelliğine sahip. Aynı şekilde 2014 Oscar içinde ‘En İyi Yabancı Film’ aday adayı olarak Hollanda’dan seçilmiş. Sonucu ne oldu bilmiyorum ama bence bu saçma bir fikirdi. Zaten böyle bir filmin Oscar’dan başarılı bir sonuç alması başarısız gibi.
Yorum Bırak
İlginç bir çalışma var karşımızda. Filmin en büyük özelliği, filmin gizlice Disneyland’de çekilmesi. Yani bunun için Disneyland’den izin alınmamış. Bir diğer özelliği de siyah beyaz olması. Bunlar haricinde filmin bir artısı yok. Filmin yönetmen ve senaristi Randy Moore. Bu kendisinin ilk filmi. Açıkçası ne anlatmak istediğini anladığımı düşünmekle beraber üslubunu çok beğenmediğimi söylemeliyim.
Film Disneyland’da çekilmiş ama bir çok görüntü sanki ziyaretçi olarak girmişinizde ortamı çekiyorsunuz edasında. Zaten bu görüntülerin üzerine de karakterler yerleştirilerek film çekilmiş. Bazı sahneler de gerçekten Disneyland’da çekilmiş. Filmde ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktan farklı şeylere çok odaklanamıyorsunuz.
Yorum Bırak
Yönetmen Jean-Marc Vallée‘in Café de Flore filmini beğeni ile izlemiş hakkında güzel yorumlar yapmıştım. Dallas Buyers Club ile yönetmen yine başarılı bir işe imza atmış. Ancak iki film arasındaki en büyük fark yönetmen Dallas Buyers Club ile direkt Oscar’a endeksli film yapmış ve Oscar’ı elde etmenin tüm niteliklerini taşıyor film. Muhtemelen bu seneki Oscar ödüllerinden de bir kaç tanesini toplayacak.
Film Ron Woodroof isimli aids hastasının gerçek hayat hikayesinden uyarlanmış. Bu uyarlamayı senaryo da yazdığını bildiğimiz Jean-Marc Vallée değil, Craig Borten ve Melisa Wallack yazmış. Bu nedendir ki etkileyici bir hikaye ve senaryo ortaya çıkarken aynı zamanda kontrolü elinden bırakmayan bir senaryoda görüyoruz.
Yorum Bırak
İlk film denemesiyle senarist ve yönetmen Stacie Passon karşımızda. Film ilk kez Sundance’te gösterilmiş ve olumlu eleştiriler almış. Bence olumlu eleştiri almasının başlıca nedeni gay/lezbiyen sineması (!) diye adlandırılan sinemanın ürünü olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Film aslında bildiğimiz ve sürekli izlediğimiz konuyu tekrar gözler önüne sunuyor. Bu da bir evliliğin bir süre sonra sıkıcı olması ve çiftlerin başka arayışlara girmesi üzerine. Bu kez yönetmen bunu lezbiyen bir çift üzerinden anlatmaya çalışmış.
Yorum Bırak
Yönetmen ve senarist Destin Cretton‘ın elinden çıkmış oldukça başarılı bir film Short Term 12. Film yönetmenin aynı adlı kısa filminden uyarlanmış. Tabi bu riskli bir iş. Ancak film kısasında olduğu gibi uzununda da çok sayıda ödül almış. Hatta aldığı bu ödüller sayesinde Amerika’da da vizyona sınırlı sayıda salonda vizyona girme fırsatı bulmuş. Umarım yönetmen Holywood’un bu kazığını unutmaz ve gidip Holywood filmleri çekmez.
Temennimi dile getirdikten sonra film hakkında bir kaç laf söyleyeyim. Film oldukça klasik diyebileceğimiz bir konuyla karşımıza çıkıyor. bu konuda onlarca film izlemişizdir ve her biri akıla yer eden bizi salya sümük bırakan filmlerdir. Ancak Short Term 12 bunu yapmıyor. Her ne kadar film ajitasyona tam anlamıyla açık olsa da yönetmen olan bitenleri diğer insanların bakış açısıyla sulandırmadan veriyor. Bence filmin en büyük özelliği oyunculuğa ve sahnelere fazladan hiç bir dramatik öğe eklememek ve olduğu gibi durumu insanların gözünün önüne sermek.
Yorum Bırak