Kategori: Kişisel Denemeler

Batalla En El Cielo hakkında düşünmeye çalıştığım ama nasıl bir kulp tutturacağımı bilemediğim bir film. Film 2005 yapımı yönetmen koltuğunda ise Carlos Reygadas var. Aynı zamanda film 2005 yılında Cannes’te büyük ses getirmiş. Ses neye getirdi bilmiyorum ama film öyle oturayım keyifli bir film seyredeyim diyorsanız baştan söyleyeyim bu filmden uzak durunuz.
Filmde asıl sorun uzun uzadıya giden durağan sahneler. Filmin süresi 96 dakika pekala siz bu filmi anlatmak isteneni yarım saate sığdırabilirsiniz. Anlatmak istenen derken filmde verilmek istenen bir alt metin de yok. Yönetmen sadece önermede bulunmuş siz kalanı aklınızda tamamlıyorsunuz. Ana karakterin ne iş yaptığından bi habersiniz mesela. General’e çalışıyor ama şoför müdür, işleri ile uğraşan biri midir belli değil. Kişisel çalışanı ise bayrak töreninde ne işi vardı? Bunun gibi sorulara cevap aramaya bol vakit buluyorsunuz filmde. Film bir olay ardından donuklaşırken olay hakkında düşünmek için fırsat tanıyor size.
Yorum Bırak
Senarist ve yönetmen Ben Drew‘in ilk filmi Ill Manors ve bir ilk film için oldukça başarılı. Küçük hikayeler bir bütüne sarılarak başarıyla birleştirilmiş. Filmin en önemli özelliklerinden biri de müzikleri. Müzikler görüntülerle harmanlanarak, yerinde ve başarılı kullanımlarla güzel bir iş çıkmış ortaya.
Film Londra’nin bilinmeyen yüzünde gerçekleşiyor. Uyuşturucu etrafında dönen hayatları konu alıyor film. Konu ve kurgu güzel. Oyunculuklar biraz donuk gibi gelse de İngiliz sinemasına baktığımızda aslında sürekli karşılaştığımız oyunculuklar karşımızdaydı. Ben açıkçası başarılı buldum.
Yorum Bırak1950’li filmlerdeki dekorlar gibiyim. Dokunsan yıkılacak ama aynı zamanda çok şey anlatabilecek.
Yorum Bırakne kadar uzun süredir yokuz sen ve aşk gittiğinde terk ettiğimi biliyorum duygularımı bazen bir otobüs camında yansıyarak ortaya çıkan ikimizde bilinçliyiz, ikimiz de biliyoruz…
Yorum Bırak
Filmin fragmanlarını geçtiğimiz gün gördüm. Tabi tüm olanları değiştirip bir an önce filmi izlemek için plan yaptım. Vizyona bu gün girdi ve akşam seansında ben de yerimi aldım. Tabi her Karacadağ filminde olduğu gibi bu filme de soluğu Beyoğlu Fitaş’ta izledim. Salon ve izleyiciler hakkında pek yorum yapmayacağım zaten on kişi kadardık salonda. Bu da izleme zevkimi arttırdı elbet. Fazla konuşup kıkırdayan olmayınca (aradan önce vardı ama ara sonunda suspus oldular) filmden oldukça zevk aldığımı söyleyebilirim.
Yavaş yavaş filme girmem gerekirse karşıma çıkan Hasan Karacadağ’ın şu ana kadar izlediğim en iyi filmi. Gerek görsel, gerek hikaye, gerekse kurgu olarak en başarılısı. Öyle görünüyor ki, Karacadağ eleştirilerden ve yaptığı hatalardan ders alıyor. Efektler güzeldi ben bir çok filme göre başarılı budum. Efektler güzeldi ama biraz çoktu. Bu da izlerken sıktı diyebilirim.
Yorum Bırak
Pier Paolo Pasolini’nin 1971 yılında yaptığı film Il Decameron. Il Decameron, son filmi Salo o le 120 giornate di sodoma gibi aşırı rahatsız edici olmasa da yinede hem görsellik hem de eleştirel boyuttan sözünden sakınmayan bir film. Film Giovanni Boccaccio‘nun aynı isimli romanından esinlenmiş. Filmde on ayrı hikaye var. Hikayelerin çokluğu ve ayırt edilememesi izleyiciye takip sorunu yaşatıyor.
Bunun yanı sıra oyunculuklarda oldukça başarısız. Oyunculukların sıfır olması gerçekliği arttırmada işe yaramış mı bunun tereddütü içindeyim. Biraz düşündüğümde sanırım filmde itici gelen şeylerin başında da oyunculuklar vardı.
Yorum BırakIş Hayat Okul Yaşam Ev Mahalle Sokak Aile Düş Gerçek Rüya . . . Aşk Sevgi Sadakat . . . Para.
Yorum Bırak