İçeriğe geç

İlüzyonu Kırmak: 2025’i Sonsuza Dek Tekrar Yaşamak İster miydiniz?

Takvimler bize en büyük yalanı söyler. Sayfaları çevirdiğimizde ya da ekrandaki o küçük takvim ikonuna tıkladığımızda, zamanın düz bir çizgi olduğunu ve sürekli ileri aktığını fısıldarlar.

Aralık ayının son günleri, bu yüzden toplumsal bir hipnoz seansına dönüşür. Herkes geride bıraktığı enkazı halının altına süpürüp, “1 Ocak” etiketiyle paketlenmiş tertemiz, hatasız bir “ben” yaratma peşindedir. Spor salonu üyelikleri yenilenir, sigara bırakma sözleri verilir… Tıpkı şirketlerin mali yılları kapatıp ciroları sıfırlaması gibi, biz de ruhsal bilançomuzu bir gecede sıfırlayabileceğimizi sanırız.

Sanki takvimdeki rakam 5’ten 6’ya dönünce, irademizdeki çatlaklar da sihirli bir şekilde onarılacaktır. Oysa Nietzsche, bu sığ iyimserliğin tam ortasına bir balyozla iner.

İblis ve Döngü

Nietzsche, 1882’de yayınladığı Die fröhliche Wissenschaft (Şen Bilim) kitabında, modern kişisel gelişim kitaplarının asla soramayacağı o korkunç soruyu sorar. Sorudan önce şu senaryoyu hayal edin:

Bir gün, en derin yalnızlığınızda bir iblis yanınıza sokulsa ve size şöyle dese:

“Şu an yaşamakta olduğun ve geçmişte yaşadığın bu hayatı, bir kez daha ve sayısız kere daha yaşamak zorundasın. İçinde yeni hiçbir şey olmayacak. Her acı, her sevinç, her düşünce, her iç çekiş, hayatındaki tarif edilemeyecek kadar küçük veya büyük her şey, aynı sırayla sana geri dönecek.”

Bunu kabul eder miydiniz?

Bu tekrar, sadece tatil fotoğraflarınızın veya terfilerinizin tekrarı olmayacak. 2025’te trafikte kaybettiğiniz o saatler, tam “deploy” anında patlayan o proje, anlamsız toplantılardaki o boğucu sessizlik, hayal kırıklıkları, hastalıklar… Hepsi. Sonsuz kez, bir kum saati gibi tekrar tekrar önünüzden akacak.

Böyle bir anda ne yapardınız? O iblise lanet mi ederdiniz? Yoksa ona dönüp; “Bu muazzam bir şey, bundan daha iyi bir teklif almadım!” mı derdiniz?

2025’in “Log” Kayıtları

Bugün yılın son Pazartesi günü. Bilgisayarınızı açarken bu soruyu kendinize sormanızı istiyorum. Ekrana, yazdığınız kodlara, gönderdiğiniz maillere ve en önemlisi aynadaki yüzünüze bakın.

Eğer cevabınız “Hayır, bir daha asla!” ise, kötü bir haberim var: 2026 sizin için yeni bir yıl olmayacak. Sadece aynı hataların, aynı tatminsizliklerin, farklı bir takvim yaprağındaki tekrarı olacak. Ebedi Dönüş düşüncesi, bir kozmolojik teori değil, varoluşsal bir turnusol kağıdıdır.

Yeni bir yıla girmek, yeni bir hayata başlamak değildir. Sadece aynı hikâyeyi, başka bir kapakla yeniden açmaktır. Takvimler sıfırlanır ama karakterler sıfırlanmaz. Korkular taşınır, alışkanlıklar miras kalır, ertelenen kararlar bir sonraki sayfaya “bakiye” olarak devreder.

Nietzsche’nin iblisi bu yüzden hâlâ haklıdır. Çünkü o, gelecek vaatleriyle ilgilenmez. Geçmişe dönüp şunu sorar: “Buna razı mısın?”

Yeni yıl kararları, çoğu zaman bu sorudan kaçmanın en zarif yoludur. “Ocak’ta başlarım” demek, bugünü aklamaktır. Oysa Ebedi Dönüş, bugünü aklamaz; bugünü ya mahkûm eder ya da sahiplenir.

Belki de yapılacak tek şey şudur: Hayatımıza bakmak ve içimizden sessizce şunu söyleyebilmek:

“Evet. Aynı hayat. Bir kez daha.”

O cümle gelene kadar, hiçbir yıl gerçekten yeni değildir.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?