Albert Camus, Sisifos Söyleni‘nde absürt kavramını “insanın anlam arayışı ile evrenin anlamsız sessizliği arasındaki o kaçınılmaz çarpışma” olarak tanımlar. Absürt ne insanın kendisindedir ne de dünyada; ikisinin karşılaşmasında doğar. Tıpkı yabani otların, nemli toprağın ve solucanların ortasına bırakılmış, beyaz cam kapağıyla parlayan, çalışan bir çamaşır makinesi gibi.
Makinenin bahçede duruşu başlı başına absürt bir gariplik, neredeyse felsefi bir sorudur. Etrafındaki her şey — ağaçlar, rüzgâr, böcekler — kendi organik ve vahşi ritminde akarken, ortada prizi bile olmayan bir toprak parçasının üzerinde makine, içine kodlanmış algoritmasıyla mekanik “temizleme” fonksiyonunu başlatmış gibidir. Ne kablo vardır ne su hattı. Yine de tambur döner.
Bahçe buna hiçbir açıklama getirmez.
Bozulan Denge ve Sistemin İflası
Diyelim ki bir uzatma kablosu çektiniz, suyu bağladınız ve makineyi o toprağın üzerinde gerçekten çalıştırdınız. İlk birkaç dakika her şey yolundadır. Tambur döner, su akar, köpük yükselir. Makine tam da bunun için tasarlanmıştır ve şimdi, sonunda, tam anlamıyla çalışmaktadır. Bahçenin ortasında bile olsa bir amaç vardır; bir program işlemektedir.
Sonra sıkma başlar.
Dönen sistemlerin en büyük düşmanı dengesizliktir. Makine mermer ya da fayans gibi sarsılmaz bir zemin için tasarlanmıştır. Oysa bahçe toprağı yumuşaktır, tavizkârdır. 1200 devirlik merkezkaç kuvveti makineyi titretmeye başlar. Ayakları yavaş yavaş çamura gömülür. Makine kendi içindeki kusursuz dengeyi korumaya çalıştıkça, altındaki organik zemin buna izin vermez.
Elektronik kart tamburun sarsıntısını algılar ve bir hata kodu üretir. Dijital ekranda E18 yanıp sönmeye başlar. Çamaşırlar yıkanmıştır. Ama makine artık ayakta duramaz. O kırmızı hata kodunu kime göstermektedir? Gökyüzüne mi? Çiçeklere mi?
Oysa doğa, makinenin hata kodlarıyla ilgilenmez.
Modern İnsanın Aynası
Biz de zihnimize kodlanmış mantık ve ahlak gibi kapalı döngü algoritmalarla bu dünyaya fırlatılıyoruz. Her şeyin mermer bir zemin gibi net, sağlam ve kurallı olmasını bekliyoruz. Kısa bir süre için gerçekten öyle oluyor. Program işler, bir şeyler üretilir, hayat düzenli görünür.
Ama hayatın zemini o bahçenin toprağı gibidir: yumuşak, kaygan ve dengesiz.
Kendi içimizdeki o kusursuz programı çalıştırmaya, her şeyi kontrol etmeye çalıştıkça yarattığımız sarsıntı büyür. Ve bir noktada sistemimiz hata vermeye başlar. Bir kaygı nöbeti, bir tükenmişlik ya da nedensiz bir yabancılaşma hissiyle içimizde kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başlar.
Biz de o makine gibi, hiç kimsenin okumadığı bir hata kodunu gökyüzüne doğru göndeririz.
Makine çamura battığında, etraftaki vahşi bahçe bir milimetre bile değişmez. Ağaçlar büyümeye devam eder. Rüzgâr eser. Böcekler dolaşır.
Dünya hiçbir şey olmamış gibi sürer. Belki de absürt olan makinenin bozulması değildir.
Absürt olan, başından beri onu çalıştıracak hiçbir şey yokken yine de çalışıyor olmasıdır.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
