Mesleki deformasyonla girdiğim her binada önce iklimlendirme, yangın, kartlı geçiş, CCTV sistemine sonra da bina simetrisine bakarım. Çok simetri takıntısı olduğum söylenemez ama takınca da takıyorum. Fayans ve derz çizgilerini saymak, renk düzenlerine bakmak küçük takıntılarım arasında. Aslında mimari ve mühendislikte nihai hedef hep aynıdır: Sapmaları sıfıra indirmek. Ortam sıcaklığı tam 22 °C, nem %50’de sabit, hava kalitesi milimetrik kesinlikle ayarlanmış olmalı. Kusursuz, pürüzsüz, kapalı bir sistem. Bu disiplinler kaosu tamamen dışarıda bırakan steril sığınakları bize “huzur” diye satar.
Ama unutulan bir şey var: Bu hesaplanabilir, ölçülebilir kusursuzluğun tam ortasına “insan” denen o irrasyonel, dengesiz varlığı koyduğunuz anda sistem içten içe çatırdamaya başlar.
Geometri ve düzen sanıldığı kadar masum değildir. Fazlası, kendi başına sessiz ve estetik bir şiddet biçimidir. Ve biz, o mükemmel simetrinin içindeki en büyük sistem hatasıyız.
Görünür Hale Gelen Kaos
Kaotik, gürültülü, kirli bir sokakta kriz geçiren, varoluşsal çöküş yaşayan ya da sadece ağlayan bir insan kalabalığa çabuk karışır, görünmez olur. Sokağın veya doğanın kaosu, insanın arızasını kendi içinde eritip yutar.
Ama milimetrik simetriyle, cetvelle dizilmiş eşyalarla ve akıllı sistemlerle iklimlendirilmiş steril bir odada deliren insan, bembeyaz bir tuvalin ortasına sıçramış siyah kan lekesi gibi anında parlar. Mekânın o soğuk kusursuzluğu, içimizdeki karanlığı ve bastırılmış vahşeti büyüteç gibi büyütür. Çünkü sistemin pürüzsüz yüzeyi, karakterin tutarsızlığına sığınacak hiçbir gölge bırakmaz.
Sinematik İzolasyon
Bunu en iyi, kadrajın her milimetresini saplantılı bir sistem mühendisi titizliğiyle kurgulayan sinemacılar bilir. Park Chan-wook’un filmlerindeki kusursuz simetrik mekânları düşünün: her eşya yerli yerinde, her duvar kâğıdı bir denklem kadar hatasız. Ya da Paul Thomas Anderson’ın gerilimi ilmek ilmek dokuduğu kapalı, simetrik sekanslarını…
Bu yönetmenler o kusursuzluğu görsel haz için değil, içerideki psikolojik çürümenin ve yaklaşan vahşetin altını çizmek için kullanır. Kamera ne kadar sabit, kadraj ne kadar simetrik, mekân ne kadar sterilse; karakterin içindeki ilkel kaos o kadar şiddetli patlamaya hazırdır.
Kusursuz tasarlanmış binalar, akıllı evler ve simetrik hayatlar bizi kendi krizlerimizden korumaz; sadece içimizdeki çürümeyi daha estetik, daha soğuk ve daha dayanılmaz bir çerçeveye oturtur.
Çünkü bazen en büyük şiddet, her şeyin tam da olması gerektiği yerde durmasıdır.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
