İçeriğe geç

Kategori: Felsefe ve Toplum

The Reader – Okuyucu

Stephen Daldry ve David Hare buluşması The Hours‘tan sonra yine başarılı bir filmle çıkmış karşımıza. Bernhard Schlink‘in aynı adlı romanından beyaz perdeye gayet güzl bir şekilde uyarlanmış. Zaten bu iki ismin uyarama filmler konusundaki başarısı yadsınamaz.
The Reader bol ödüllü bir film. Elbette bu ödülleri de hakkıyla alıyor. Gerek oyunculuk, gerek kostüm, gerekse sahne her biri gayet aşarılı. Ancak makyaj konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim her güzelin bir kusuru olur deyip bu konudan sıyrılmak istiyorum. Filmde umduğumdan fazla gereksiz sahnelere rastlamadım. Herşey kıvamında ve sürükleyici gidiyordu. Filmin ilk yarısı gereksiz gibibi gözüken sevişme sahneleri ve karakterler arasındaki etkileşim aslında bize genç bir insanın hayatını nelerin ekleyebileceğini gayet  açık bir şekilde veriyordu bize. Bu sahneler boyunca aklıma yer eden cümle ise bir erkek ilk beraber olduğu kadına aşık olur ve ondan kopamaz yönündeydi. Evet bu bir gerçek. Karakterimiz Michael’de bu durumdan nasibini almış hatta olayı biraz daha abartmıştı.
Yorum Bırak

Knowing – Kehanet

İlk defa bir yazıya başlamadan önce bu kadar uzun hazırlık evresi geçiyorum. Masanın başına oturup bilgisayarı dik bir konuma getirip, ilaçtan dolayı ağırlaşmaya ve başlayan vücuduma inat, yanıma aldığım suyumdan bir yudum alarak, parmaklarımı kenetleyip, avuç içimi dışarıya doğru uzatarak seslerini duyup, boynumu sağa sola hareket ettirip kendimi rahatlamaya başlattıktan sonra içten bir bismillah çekip, harfleri tuşlamaya başladım.
Sebebi zorlanmam yukarıda adı geçen filmin bir Alex Proyas filmi olasından dolaydır ve asıl heyecanımın sebebi ise Proyas’ın bu filmle dönüş çanlarını çalmaya başlamıştır. Daha ilk yazıların ilk geçişinde perdede “Mysteryclock” yazısını görmem beni birden bire heyecanlandırdı. Evet bu filmde bir şeyler olduğunu biliyordum. Her ne kadar Nicolas Cage ismi beni korkutsa da beklediğim başıma gelmedi.
Yorum Bırak

Keith

Yönetmenliğini Todd Kessler‘in yaptığı 2008 yapımı bu film aslında bir geçlik filminden öte değil. Lakin o bildiğimiz gençlik filmlerinden de biraz farklı. Elbetteki aşkılarlise partileri gelecek kaygıları var ancak film bir komedi filmi değil. Çok başarılı bulmasam da bir drama.
Yorum Bırak

her şeyi boşladım. şu yeni işi kıvırana kadar sanırım böylede gidecek. öğrenecek o kadar çok şey var ki… zatenbana adam akıllı uslu başlı bir sistem…

Yorum Bırak

son durum

işte ikinci günümde sonlandı. ofiste kös kös otururken cansıkıntısından bi haller olmuştu ki müdürlerim beni alıp teni bir projeye taşıdı. yahu yine beşiktaştan kurtulamadım, evime…

Yorum Bırak

Unborn (Doğmamış)

Kendisini The Dark Knight, Batman: Gotham Knight, Jumper, Batman Begins, Blade Serisi, Dark City gibi bir çok başarılı yapımların senaristi olması ile tanıdığımız David S. Goyer‘ın yönetmenliğini yaptığı beşinci filmi olma statüsüne sahip Unborn. Tabi böyle başarılı yapımlarda kendini gösteren Goyer’den sizde başarılı şeyler bekliyorsunuz haliyle ama şöyle bir yönettiği filmlere bakarsak çokta başarılı filmlere imza atmamış. Buradan sesleniyorum ki “abi n’olur sen senarist olarak kal”… Tabi bu şekilde sesleniyorum ama Unborn’un senaristi de kendisi… Senaryo kötü mü desem iyi mi desem bilemiyorum. Goyer, bu kez karşımıza çok güzel kolaj bir film çıkarmış… Belkide kendisi kolaj film/ senaryo nasıl olur göstermek istemiş bize…
Yorum Bırak

son gün

son günde nasıl olmalıydım? su duygusal safsataları sanırım, geride bırakalı uzun zaman oldu. hayet neşeli ve sevinçli ayrıldım. artık mantık bana doğru yolu gösteriyor sanırım……

Yorum Bırak

Abone ol