İçeriğe geç

Kategori: Felsefe ve Toplum

Decoys 2: Alien Seduction

İlk filmin biraz değiştirilmiş hali ile karşı karşıyayız. Tabi ilk filmin çekilmesinin üstünden üç yıl geçtikten sonra gençleri olayı biraz daha aşmış olarak görüyoruz. Lakin bu filmde sanki gençlerin yaş ortalaması biraz daha düşmüş gibi geldi bana. Yani anlayacağınız daha fırlama ve daha gençler var karşımızda. Bu filmde aslında ilk filmin akışına ayak uydurmuş. İlk filmdeki gibi kahramanlarımızdan birinin yanında bir kız vardır ve ikisi beraber değildir. Aynı şekilde Çocuğun grup arkadaşları ilk kim kimle yatacak diye iddiaya girerler.

Tabi iş biraz daha teknoloji çağına yakın olunca bilgisayardan program yapmalar ekibe ücretli üyelikler de söz konusu olur. Yani masum bir şekilde başlayan iddia alır başını büyür. Bu arada uzaydan gelen güzel yaratıklarda kendileri için erkek bulmaya devam ederler. Tabi onlar için önemli olan çiftleşmek ve soylarını devam ettirmektir.

Yorum Bırak

Decoys

Böyle B-movie’ler izlemek yada düşük bütçeli korku abuk korku – bilim kurgu filmleri izlemek (video filmi de diyebiliriz bunlara) benim zihnimi boşaltıyor. Aynı statüde olan bir başka film de Decoys. Film 2004 Kanada yapımı ve yönetmen koltuğunda Matthew Hastings var. Yönetmen her ne kadar bu filmden sonra dizilere sarmış olsa da bu filmle bir kapıyı aralamış ve filmin ikincisi de 2007 yılında çekilmiş. İkinci filme de daha ayrıntılı yer vereceğim elbet.

Filmin bir çok yorumuna baktığınızda hakkında iyi şeyler okumayacaksınız. Doğru aslında film hakkında çok şey söylenecek öyle çok iyi bir film değil. Ancak kıyas işine girersek bizim ciddi diye yatığımız işlerin yanında bunlar oldukça başarılı. Zaten video filmi diye geçen bu filmlerde çok şey beklememek lazım. Ancak bizim izleyicimiz bu ayrımı anlamadığı için her filme ciddi bir şekilde yaklaşmakta. Ciddi iş vardır ciddi olmayan iş vardır. Eğer tonlarca para harcayıp ciddi olmayan bir iş yapıyorsanız bunu rahatlıkla eleştirebilirsiniz. Ancak az bütçe ile ciddi olmayan iş eğlenceden öteye geçmez.

Yorum Bırak

Godzilla

Canavarların kralı Godzilla’yı 1954 senesinde ilk görücüye çıktığından beri takip etmeye çalışıyorum. Adına onlarca film yapılmış Godzilla için bir filmde Holywood sinemasından geldi. Aslında filmi sinemada izleyip izlememe konusunda biraz fazla tereddütte kaldım. Sonunda gözlerimi karartıp girdim sinemaya. başka filme mi gitseydim acaba diye de düşündüm sonradan. Ama Godzilla candır. İzlemeden olmaz.

Öncelikle filmle girerken çok fazla beklentim olmadığını belirtmeliyim. Filmin fragmanlarından eskiye atıflarda bulunan ancak uzaktan yakından ilgisi olmayan bir filmle karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Zaten o gördüğünüz kadarıyla olayların tümünün Amerikan ordusu eşliğinde geçmesi karşıma çıkacak Amerikan milliyetçiliğine karşı da kendimi hazırlamamı sağladı. Tabi adamlar o kadar para verip yatırım yapıyorlar elbette kendi milliyetçiliklerini yapacaklar o başka. Gerçi filmde ünlü Amerikan ordusunun da aciz kaldığını görüyoruz. Şimdi cümlenin akışı donanmaya aklınca aklıma Battleship‘teki Rihanna geldi. Filmde onu görmek süper olurdu. Neyse fantastik film ya bende fantezi yapıyorum.

Yorum Bırak

I Spit on Your Grave

Film 1976 yapımı Meir Zarchi‘nin yönettiği Day of the Woman‘ın yeniden çevrimi. Yönetmen koltuğunda ise Steven R. Monroe bulunmakta. Tabi ben orijinal filmi izlemediğim için ikisi arasında bir kıyaslamaya gitmeyeceğim. Bu film üzerinden görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım. Artık orijinal filmi izleyince de ikisinin kıyaslamalarına yer veririm. Film için okuduğum eleştirilerde orijinal filme sağdık kalmış olduğu sadece şiddet sahnelerinin yenilenmiş olduğunu gördüm. Film bu sahneler itibari ile oldukça iyiydi. Ancak yine de bazı eksiklikler mevcuttu filmde.

Film yazar Jennifer Hills’in başından geçenleri anlatıyor. Bir yazar olamayacak kadar güzel Jennifer Hills kitabını yazmak için gözden uzak bir dağ evine yerleşir. Yolculuk esnasında benzin almak için durduğu bir benzincide orada çalışan bir grup gencin gözlü tacizine uğrar. Buna rağmen Jennifer onlara kalacağı yerin bilgisini verir. Bunu neden yaptığını çözemesem de hikayenin gelişinin bu şekilde olacağını bildiğimden sesimi çıkartmadım.

Yorum Bırak

Çalıkuşu

Bu sezon başında Kanal D ekranlarında yayınlanmaya başlamıştı dizi. Diziyi izlemem için bir çok sebep vardı. İlk olarak Reşat Nuri Güntekin‘in bu eserini çok sevmem ikinci olarakta küçüklüğümden TRT döneminden Çalıkuşu tabi dolayısıyla Aydan Şener hayranı olmam. Tabi yaşıtlarım benimle aynı fikri paylaşacaktır. Tüm bunlara ek olarak heveslendiğim dizinin ana yönetiminde Çağan Irmak isimi görmem ve yönetmen koltuğunda ise Doğan Ümit Karaca’nın olmasıydı. Tüm bu unsurlar dizinin izlenmesi için bir koşuldu benim için.

Diziye başladığımda da gerek yönetim, gerek oyunculuk, gerekse görsellik olarak diziyi çok başarılı buldum. Dönem kıyafetleri, mekanlar hikayenin işlenişi oldukça başarılıydı. Ancak bir süre dizi olması gerektiği gibi giderken birden diziden sıkılmaya başladım. Bunun en büyük etkenlerinden biri de dizinin kapalı bir kutu gibi sürekli Kamran ve Feride arasında geçen olaylara odaklanması. Dizi ne dönemin sosyal durumunu ne de gelişimini çok fazla vermiyordu.

Yorum Bırak

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

Onur Ünlü‘nün 2011 yılında çektiği benimse televizyonda parça parça izlediğim filmi Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi filmini geçen günlerde oturup baştan sona izledim. Türkiye’de kara mizah yapan yegane insanlardan olan Onur Ünlü’nün bu filmi artık klasikleri arasında girmiş. Kendisinden daha çok film bekliyoruz ama sinemada ya da festivalde izlenemeyen filmler için de filmlerin DVD’lerinin bir an önce çıkmasını istiyoruz. Bu kadar temenniden sonra gelelim filmimize.

Filmde şu şöyleydi bu böyleydi demek biraz zor. Kendi kalıbında absürt bir film olan Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi için şurası da şöyle olsaymış demek biraz zor. Ancak film gerek göndermeleri gerekse hikayenin altında yatan mana oldukça derin.

Yorum Bırak

Ernest et Célestine

Ernest and Celestine hakkında çok fazla bir şey yazabileceğimi düşünmüyorum. Tam anlamıyla bu çizgi film (animasyon mu desem bilemedim) çocuklar için yapılmış. Her ne kadar klişe bir konu işlese de Fransız filmi olması itibari ile diğer Amerikan animasyonlarından kendini açık ara sıyırıyor. Oldukça başarılı bir tekniği var filmin. İzlerken çizimlere hayran olduğumu söyleyebilirim. Hikaye de keşke biraz daha dolu olsaydı da tam anlamıyla iyi bir animasyon çıksaydı karşımıza.

Yorum Bırak

The Puppet / Kkog-du-gag-si

2013 Güney Kore imzalı filmin yönetmen koltuğunda Young-Rak Kwon var. Bu yönetmenin ilk filmi. Aslında iyi bir konu da bulmuş ama nasıl işleyeceğini bilememiş. Filmin senaristi ile Park Se-yeol diğer filmlerini izlemedim ama filmler iyi puan almış iyi hikayeler çıkabilir karşımıza. Gelelim filmimize. Ben filmden çok fazla haz almadım. Bunun sebebi bir korku filmi beklemem olabilir. Ancak film korku filminden çok erotik film kıvamındaydı. Tabi korku kısmı da işe dahil edilmiş ancak oldukça az ve klasikti.

Her zaman Kore filmleri başarılı olacak değil ya bu filmde benim için o film kervanı arasındaydı. Oyunculukları beğendiğimi söyleyemeyeceğim. En azından erkek oyucuları. Filmin içine sokamadılar beni bir türlü. Karakter sayısının azlığı ve iyi olmayan oyunculuklar buna nedendi. Senaryoda ise sıkıntılar vardı. Sanki senarist küçük bir araştırma yaparak hadi bir hikaye yazayım demiş ve ayrıntılara çok fazla girmemiş. Bu da filme eksik olarak eklenmiş. Doktorlar ve hastaları arasında geçen bu film aslında doktorların konu ile ilgili bir şey bilmemesinden kaynaklı boşluklar içeriyor.

Yorum Bırak

Caníbal

Son dönem İspanyol korku filmleri ile haşır neşir olup iyi farklı işler çıktığını görüp film izleme seçimleri esnasında, tercihimi İspanyol sineması lehinde kullanır oldum. Bu filmde her ne kadar korku olmasa da konu itibari ile dikkatimi çekti. Filmin yönetmeni Manuel Martín Cuenca ve filmin senaryosu da Humberto Arenal‘ın romanından uyarlanmış. Filmin süresi 116 dakika ama izlerken sanki bana daha uzunmuş gibi geldi.

Aslında film psikolojik gerilim. Korkunun yanından bile geçmiyor. Yani film bir katili anlatmasına rağmen doğru dürüst kan bile görmüyorsunuz. Filmin hikayesi ilginç ilginç olmasına da bir çok yönden eksikleri mevcut. Görsel olarak izleyiciyi tatmin etse de gerek kurgu, gerek oyunculuklar, gerekse anlatım pek başarılı değil. Bir çok sahnede aklınıza takılan soru işaretleri ile baş başa kalıyorsunuz.

Yorum Bırak

Oldboy

Bir çok başarılı filmini izlediğimiz Spike Lee‘yi açıkçası bu filmde görmek beni biraz düşündürmüştü. Nasıl bir iş çıkaracağını merak etmiştim. Ancak filmin Chan-wook Park‘in çektiği filmin üzerine çıkabileceğini düşünmüyordum. Bunda da yanılmadığımı gördüm. Aslında film fena olmamış ancak bir şeylerin eksik olduğu aşikar.

Filmi izlerken bir yeniden çevrim olarak değilde Garon Tsuchiya ve Nobuaki Minegishi‘nin mangasının yeni bir uyarlaması olarak izledim. Tabi bu uyarlamada Holywood’un etkisi oldukça büyüktü. Bu bağlamda bazı soru işaretleri de aklıma gelmedi değil. Tabi ben henüz mangayı okumadığımdan dolayı hangi çevrimin ana hikayeye yakın olduğunu tam anlamıyla kestiremedim. Yani ana hikaye var ancak hikayeye giriş ve çıkışlar nasıl pek merak ettim.

Yorum Bırak