İçeriğe geç

İyilik Yap Story At: Anselmus’tan Batman’a Bir Like

Son haftalarım İlk Çağ ve Orta Çağ felsefesiyle geçti. Onların karanlık bilinen ama aslında karmaşık dünyalarında gezerken Anselmus’un Rectitudo’suna takıldım kaldım.

Rectitudo… Ne havalı isim değil mi? Ama anlamı bildiğiniz bizim “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir”. Hadi gelin biraz daha felsefi söyleyelim: Doğruluğu, sırf doğru olduğu için istemek.

Anselmus özetle der ki; eğer bir iyiliği “övülmek”, “terfi almak” veya “cennete gitmek” için yapıyorsan, o iyilik biraz “sakat”tır. Gerçek ahlak, ödül mamasının peşinden koşan Pavlov’un köpeği olmak değil, ödül olmasa bile doğruyu seçebilmektir.

Bu konuda hemfikiriz sanırım. Kültürümüzle ne kadar ortak değil mi? Ama bir o kadar da değişen bir şeyler var. Ben de kendi halimde düşünürken aklıma bizim atasözünü biraz değiştirmek geldi. Yeni sözümüz şu: “İyilik yap Story at, takipçi bilmezse algoritma bilir.”

Hepiniz görmüşsünüzdür o “sosyal deney” adı altındaki iyi insan aramalarını… Ya da telefonun kamerasını açmadan sadaka veremeyenleri… Yaptığı standart işi “çok iyi yapıyorum” diye LinkedIn’e “Bunu başarmaktan gurur duyuyorum” destanıyla koyanları…

İşte tam da sosyal medyanın bize kazandırdığı bu “gösterişçi iyilik” çağında, 11. yüzyıldan gelen o aksi ihtiyar Anselmus bu duruma ne derdi diye düşünmeden edemedim. Anselmus deyip geçmeyin; adam ontolojik olarak Tanrı’yı kanıtlamış ve öbür tarafı garanti etmiş. Gerçi öldükten sonra kendine Aziz unvanı vermişler ama umarım o tarafta işe yaramıştır.

Neyse konumuz bu değil, biz gelelim Rectitudo’ya.

Bu konuyu anlatırken bana kim yardımcı olabilir diye düşündüm ve aklıma Batman geldi. Bizim ilimiz olan değil; Gotham şehrini “Story atmadan” koruyup kollayan kahramanımız.

Bütün filmleri hatırlayın (ki ben aslında Tim Burton’ınkileri daha çok severim), o Gotham’ı kurtarınca bir post paylaşıp, “Arkadaşlar bakın Joker’i ben yakaladım, like butonuna çökün” dedi mi? “O zaman sosyal medya mı vardı?” demeyin. Hadi The Dark Knight filmine gelelim; teknoloji vardı ama o yine de yapmadı. Hatta şehrin huzuru bozulmasın diye gitti, işlemediği suçları üstlendi ve kendini “kötü adam” ilan ettirdi.

Gerçek kahramanlık, görünmeyenin yükünü taşımaktır.

Şimdi Batman bir influencer olsaydı ne yapardı? Muhtemelen Joker’i yakaladığı an bir selfie çeker, “Gotham’ı kurtarma keyfi #hero #nomakeup” yazıp paylaşırdı. Etkileşimi de bol olurdu hani.

Anselmus’a göre o influencer özgür değildir; like’ların kölesidir. Ama Batman özgürdür, çünkü Rectitudo sahibidir. Doğruyu yapmış ve bedelini sessizce ödemiştir. Bir de The Boys dizisindeki kahramanlara bakın; hepsi birer şirket projesi, hepsi reyting kölesi.

Biraz da iş dünyasına, kendi çöplüğümüze bakalım. Sektör IT olsun. Sistemler çöktüğünde, gece yarısı uyanıp sorunu çözen, sabah kimse fark etmesin diye sessizce logları temizleyip işine devam eden bir sistem yöneticisi düşünün… İşte o, modern zamanın Rectitudo şövalyesidir. Oysa “Bir kablonun kıvrımını düzelttim” diye tüm şirkete CC’li mail atan kişi, sadece “Story atan”dır.

The Good Place’i hatırlayın. Tahani karakteri milyar dolarlık bağışlar yaptı ama yine de “Kötü Yer”e (Cehennem’e) gitti. Neden? Çünkü niyeti insanlara yardım etmek değil, kız kardeşini kıskandırmak ve ünlü olmaktı. Anselmus yaşasaydı Tahani’ye şöyle derdi: “Senin iraden doğruya değil, şöhrete yönelmiş. Sen özgür değilsin, egonun kölesisin.”

Bugün kurumsal hayatta yaptığımız o “gönüllü” projeler de biraz buna benziyor. Black Mirror’ın “Nosedive” bölümündeki gibi, ya iyiliklerimizle aldığımız like’lar ile sosyal statümüz belirlenseydi? Gerçekten iyi bir insan mı olurduk, yoksa iyi birer “puan avcısı” mı?

Muhtemelen Anselmus bugün yaşasa bize şunu sorardı: “Eğer Instagram, LinkedIn ve tüm kameralar sonsuza dek kapansa… Yine de o iyiliği yapar mıydın?”

Cevabı hemen vermeyin. Çünkü “Evet yapardım” demek kolay, ama o takdir edilme hissi olmadan, egonuz beslenmeden, karanlıkta doğruyu yapmaya devam etmek… İşte o, herkesin harcı değil.

Belki de gerçek iyiliğin hikâyesi hiçbir zaman Story olmaz.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?