Geçtiğimiz hafta herkes bayram rehavetine girip sevdiklerine kavuşurken, ben şehrin boşalan sokaklarının keyfini çıkarmayıp, uzun süredir zihnimde benimle yaşayan o görünmez, absürt kalabalığın içine kapandım.
Şehir sessizleşirken benim içimdeki sesler neredeyse haykırıyordu. Çünkü uzun zamandır ilmek ilmek ördüğüm, didindiğim o dünya nihayet üzerime yük olmuş, tamamlanmak için adeta çırpınıyordu. Kendimi eve kapattım ve sadece birkaç saat uykuyla sonuca vardım. Ve şimdi, son satırlar yazılıyor. Roman bitiyor.
Dışarıdan bakıldığında bir kitabın son cümlesini yazmak devasa bir kutlama, bir zafer anı gibi görünür. Oysa içeriden, o masanın başından bakıldığında bu acımasız bir vedadır. Hikaye hem devam etmek hem de bitmek ister. Yo, aslında hiçbir hikaye bitmek istemez, sadece var olmak ister. Bu yüzdendir ki bitirmek zordur.
Kalabalık Bir Evin Boşalması
Aylardır, belki de yıllardır benimle uyanan, benimle yürüyen, uçak kabinlerinde, otel odalarında, gece yarılarında kulağıma fısıldayan o karakterler artık valizlerini topluyorlar. Onlara kurduğum dünyanın, çizebildiğim sınırların sonuna geldim. O son noktayı koyduğum an, onları aslında kendi zihnimden, kendi evimden uğurluyorum.
Kapı kapanıyor. Gidiyorlar.
Ve geriye o sağır edici sessizlik kalıyor. Kafamın içi aniden boşaltılmış, eşyaları toplanmış ve her adımda yankı yapan terk edilmiş bir eve dönüşüyor. Zihnimdeki o bitmek bilmeyen fısıltılar, o kurgusal tartışmalar aniden susuyor.
Yaratım Sonrası Yas
Bir roman bittiğinde, yazar kendini özgürleşmiş hissetmez, aksine eksilmiş, aidiyetini yitirmiş ve koca bir boşluğun ortasında yapayalnız kalmış hisseder. Masanın üzerinde tamamlanmış, ete kemiğe bürünmüş bir dosya dururken, ben kendi içimde evsiz kalırım.
Çünkü o güne kadar hayatın tüm gündelik yorgunluğundan, gerçek dünyanın kırıklıklarından kaçıp sığındığım o kusursuz bahane, o “kurtarılmış bölge” artık elimden alınmıştır. Roman bitmiştir ve ben, kaçtığım kendi gerçeğimle çırılçıplak baş başa kalmışımdır.
O son cümleyi yazıp dosyayı kapattığımda bir kutlama yapmayacağım. Sadece o boşalan evin ortasında, giden karakterlerin ardından kalan o derin sessizliği dinleyeceğim. Çünkü yaratmak ne kadar sancılıysa, yarattıklarınla vedalaşmak da o kadar tekinsizdir.
Ama vedalaşmak da öyle bir anda, kolayca olmuyor. Yazdığıma önce yabancılaşmam lazım. Sonra onu eleştirmeli, daha sonra da değiştirip yeniden değiştirmeliyim. Bu hiç bitmeyen bir tekerrür aslında. Zor olan, tüm bu döngünün sonunda onunla gerçekten vedalaşabilmektir.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
