İçeriğe geç

Milyar Dolarlık Çöp Yığını vs. Tıkır Tıkır İşleyen Bir Makine: Sermaye mi, Organizasyon mu?

Bizim memlekette yerleşik bir yanılgı var, paran varsa ve bir sorunun üzerine yeterince para fırlatırsan, o sorunun çözüleceğine inanılır. Ne yalan söyleyeyim, zaman zaman ben de bunu düşünmüyor değilim. Şimdi para olsa ne sıkıntım olabilirdi ki? Neyse. Şirket batıyorsa kredi basılır, eğitim kötüyse binalar dikilir, paralı öğretime geçilir; sporda kupa gelmiyorsa Euro balyaları sporculara saçılır. Oysa Türkiye, sermayenin akılla birleşmediğinde nasıl devasa bir kara deliğe dönüştüğünün dünyadaki en net kanıtıdır.

Bir tarafta borçları yüz milyarları bulan, kamu bankalarının yapılandırmalarıyla yüzdürülen, vergi borçları tek kalemde silinen ve her transfer döneminde 34 yaşındaki eski şöhretlere milyonlar akıtan Türk futbolu var. Diğer tarafta ise bütçesi futbolun onda biri bile olmayan ama dünyanın zirvesine demir atmış, kupalara ambargo koyan bir kadın voleybolu gerçeği.

Bu bir tesadüf ya da “şans” değil. Bu, organize bir vasatlık ile sistematik bir aklın çarpışması.

Futbolun Saadet Zinciri: Popülizm, Rant ve Sıfır Sorumluluk

Uzun zamandır futboldan zevk almıyorum. Çünkü Türkiye’de futbol artık bir spor değil, siyasetin, inşaat sermayesinin ve günübirlik kulüp yöneticilerinin günah çıkarma alanı. Kurulan düzen tam bir saadet zinciri. Bir başkan geliyor, tribünleri iki üç ay susturmak ve koltuğunu korumak için kulübün gelecek beş yılını ipotek altına alarak şöhretli yıldızları dolduruyor. Başarısız olunca faturayı hakemlere, federasyona, antrenöre, uzlaşamadığı oyunculara ya da “dış güçlere” kesip ceketini alıp gidiyor. Borç mu? O devlete, kamu bankalarına, sponsorlara ve en nihayetinde taraftarın cebine kalıyor.

Ortada devasa bir sermaye akışı var ama bu sermayenin tek kuruşu geleceğe gitmiyor. Altyapı yatırımı yok, liyakatli bir gözlemci ağı yok, veri analitiği yok, uzun vadeli taktik disiplin hak getire. Para, menajer komisyonlarına ve emeklilik ikramiyesi toplamaya gelen yabancı oyunculara buharlaşıyor. Altyapı denilen vitrin ise çoğu yerde çocuğu olan aileleri söğüşlemek için kullanılıyor. Çünkü sistem başarı üretmek için değil, popülist bir uyuşturucu üretmek için tasarlanmış. Koordinasyon sıfır, mimari sıfır, tek strateji kaos ve herkes bundan besleniyor.

Voleybolun Sessiz Kurgusu: 25 Yıllık Altyapı Piramidi

Kadın voleybolunun başarısına sadece “kızlarımız çok azimli” söylemiyle bakmak, arkasındaki muazzam kurguya hakaret olur. Bu başarı dün akşam çıkmadı, 2000’lerin başından beri ilmek ilmek örülen bir koordinasyonun sonucu.

Eczacıbaşı ve VakıfBank gibi köklü yapıların başlattığı kurumsal kültür, federasyonun günübirlik kavgalardan uzak uzun vadeli vizyonuyla birleştiğinde ortaya tıkır tıkır işleyen bir makine çıktı. Sermaye burada “şov” için değil, ilkokul taramalarına, sporcu beslenmesine, fiziksel ve psikolojik gelişim laboratuvarlarına, dünyanın en elit antrenörleriyle kurulan taktik sistemlere harcandı. Buna benzer bir yapı zamanında basketbolda da uygulanmaya çalışılmıştı ama o da son dönemin kısır kavgaları arasında muallakta kaldı.

Voleybolda bir sistem var. En kritik fark da burada. Oyuncular değişiyor, jenerasyonlar devrediyor ama altyapı eğitimi kavgasız dövüşsüz, sessiz sedasız sürdüğü için çarklar işlemeye devam ediyor. İsimler sisteme hizmet ediyor. Futbolda ise çürümüş bir enkaz var ve her hafta o enkazın içinden bir bireysel mucize çıkması için dua ediliyor.

Kaynak Değil, Mimari Sorunu

Sorun hiçbir zaman paranın azlığı olmadı, sorun, o paranın hangi akılla yönetildiği. Bir tarafta plansızlığın, verimsiz sermaye aktarımının ve rantiye ilişkilerinin içinde çürüyen milyar dolarlık bir çöp yığını; diğer tarafta ise planlamanın, koordinasyonun ve liyakatin dünyayı fethedebileceğini gösteren rasyonel bir model var.

Kendi sınırları içinde bağırıp çağıran ama kapıdan dışarı adım attığı an tokatlanan o batık futbol ekonomisine alkış tutmaya devam mı edeceğiz, yoksa sessizce inşa edilmiş o akıl dolu koordinasyon makinesinden ders mi çıkaracağız?

Elbette birincisini yapacağız. 🙂 Uyumak bizim ata sporumuz.

Ancak bilinmeli ki parayı sokağa saçarak kahraman olunmuyor. Gerçek başarı; doğru kurgulanmış bir mimarinin ve disiplinle işletilen bir sistemin kaçınılmaz sonucudur.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?