Hafta sonundan kalan ağır finallerin zihinsel akşamdan kalmalığı…
Bir yanda kafamın içinde zonklayan, nefes almamı zorlaştıran o boğucu sinüzit basıncı. Diğer yanda kurgusu bekleyen, karakterleri zihnimde konuşmaya devam eden bir roman taslağı ve ufukta hızla yaklaşan, biletlerin, kurumsal toplantılarıni çalışmanın, farklı milletler ve dillerin kaosunun planlandığı bir iş seyahati.
Masanın üzeri ve zihnimin içi, tam anlamıyla “kapatılamayan açık sekmeler” cehennemine dönmüş durumda. Tam bir kaos.
Bağlam Değiştirme (Context Switching) Maliyeti
Bilgisayar bilimlerinde işlemcilerin çalışma prensibini anlatan “Context Switching” diye bir kavram vardır. İşlemci bir görevden diğerine geçerken, önceki görevin durumunu kaydeder ve hemen ardından yeni görevin verilerini yükler. Bu geçiş anı, sistem için devasa bir enerji ve zaman kaybıdır (overhead). İşlemci aslında aynı anda birden fazla işi yapmaz, sadece bu işler arasında çok hızlı gidip gelir. Ve bu git-geller arttıkça makine ısınır, yavaşlar ve en sonunda kilitlenir.
İnsan zihni de bu mantıktan farklı bir şekilde çalışmaz. Bizi asıl yoran şey masadaki işlerin yoğunluğu değil, bu işler arasında gezinirken sürekli “kimlik değiştirmek” zorunda kalmamızdır.
Ruhun Parçalanması
Felsefe sınavı kâğıdında varoluşun ve ahlakın en ağır sorularıyla boğuşan o derinlikli kimlikten çıkıp, romanında karanlık bir dünya kurgulayan o izole yazara dönüşmek… Ve hemen saniyeler sonra, para kazandığı işine odaklanıp, yurtdışı seyahatinin lojistiğini planlayan, maillere cevap veren o pragmatik çalışana evrilmek.
Bu bağlam değişimleri sırasında ruhumuz o köprülerde aşınır. Aristoteles’in formundan veya Spinoza’nın tözünden çıkıp, bir uçak biletinin PNR koduna, oradan da kurgusal bir karakterin çıkmazlarına atlarken zihnimiz kelimenin tam anlamıyla parçalanır. Her bir geçiş, içimizden bir parça koparır. Çünkü insan zihni, bu kadar farklı frekanslarda aynı anda yayın yapacak bir donanıma sahip değildir.
Bedenin Zorunlu Şalteri
Ve beden, bu amansız hıza, bu parçalanmışlığa daha fazla dayanamadığında o en dürüst ve ilkel savunma mekanizmasını devreye sokar: Hastalık.
Sinüzitin o kafatasını çatlatan basıncı, ateş veya o devasa yorgunluk hissi, aslında bedenin “Ben bu hıza ve bu kadar çok sekmeye imza atmadım” diyerek ana şalteri indirme girişimidir. Sizi zorla yatağa çiviler, dış dünyayla bağınızı keser ve sistemi zorla “Güvenli Mod”da (Safe Mode) başlatır. Beden, zihnin kibrine karşı kendi varlığını kanıtlar.
Modern hayat bizden aynı anda hem bir düşünür, hem bir yaratıcı, hem de kusursuz bir profesyonel olmamızı bekliyor. Ama unutuyoruz, bizler paralel işlemciler değiliz.
Eğer zihninizdeki o sekmeleri sırayla ve kendi rızanızla kapatmazsanız, bedeniniz eninde sonunda o fişi sizin yerinize, çok daha sert bir şekilde çekecektir.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
