İçeriğe geç

Hafıza Kütüphanesi: Unutabilmek İçin Arşivlemek

Cebimizdeki telefonların galerileri on binlerce fotoğrafla dolu. Okunmamış “daha sonra bakılacak” makaleler, ekran görüntüleri, yarım bırakılmış notlar, kısa videolar… Hiçbir anın, hiçbir fikrin uçup gitmesine izin vermiyoruz. Modern insan, kendi hayatının yorgun bir arşivcisine dönüştü.

Peki ama neden sürekli kaydediyoruz? Her şeyi hatırlamak için mi? Yoksa aslında hatırlamaktan yorulduğumuz için mi?

Zihnin Karanlık Arşivi

Kendi içinizde inşa ettiğiniz o devasa, loş ışıklı “Hafıza Kütüphanesi”ni düşünün. Yaşadığınız her anı, hissettiğiniz her acıyı, duyduğunuz her cümleyi o raflara dizmeye kalkarsanız ne olur? Sistem bir süre sonra çöker. Zihin, sürekli geçmişi anımsayarak şimdiki zamanı yaşayamaz.

Bunu birazda kullandığımız bilgisayarın masaüstü, daya arşivlediğimiz bir “drive” olarak düşünün.

Bizim her şeyi fotoğraflama, yazma ve dijital belleklere kopyalama saplantımız, aslında sanıldığı gibi bir “hatırlama” arzusu değildir; tam tersine, çaresiz bir unutma ihtiyacıdır.

Bir manzarayı fotoğrafladığımızda veya bir anıyı yazıya döktüğümüzde, aslında zihnimize o rahatlatıcı komutu veririz: “Bunu artık senin taşımana gerek yok. Onu güvenli bir rafa koydum, artık unutabilirsin.”

Arşivlemek, anıları sonsuza dek saklamak için değil; onları zihnimizden güvenle çıkarıp atmak ve kendimize yeni bir yaşama alanı açabilmek için başvurduğumuz psikolojik bir tahliye işlemidir.

Köprüden Geçiş

Gün bittiğinde, uyanıklığın o kaotik gürültüsünden uykunun huzuruna geçerken aramızda tekinsiz bir geçiş alanı vardır. O geçişi, sırtımızda günün tüm ağırlığı, geçmişin tüm anıları ve geleceğin tüm kaygılarıyla geçemeyiz. O köprünün statik yapısı, bu varoluşsal ağırlığı taşıyacak kadar güçlü değildir.

Karşıya geçebilmek, gerçekten dinlenebilmek ve ilerleyebilmek için yükleri geride bırakmak zorundayız.

İşte o karanlık “Hafıza Kütüphanesi” tam da bunun için var. Sırtımızdaki ağır çantaları, unutmaktan korktuğumuz ama taşımaktan da yorulduğumuz o anıları bırakacağımız bir emanetçi.

Unutmanın Özgürlüğü

Nietzsche, “Unutmak, sağlığın ve eylemin şartıdır” der. Eğer her şeyi hatırlasaydık, acıdan ve pişmanlıktan felç olur, tek bir adım bile atamazdık.

Hard disklerimizi, bulut sistemlerimizi ve not defterlerimizi dolduruyoruz; çünkü unutmaya cesaret edebilmek için o dosyaların orada, bir kütüphane rafında durduğuna inanmaya ihtiyacımız var. Asla geri dönüp bakmayacağımız o on binlerce fotoğraf, aslında geçmişe değil, özgürleşmiş bir zihinle yürüyeceğimiz geleceğe aittir. Kaydetmek, hatırlamanın değil; bağları koparmanın, yükü bırakmanın ve o köprüden hafiflemiş bir şekilde geçmenin en sessiz yoludur.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?