İçeriğe geç

2046 Yılında Şantiye Çamuru ve Akıllı Fırınlar: İnsan Denilen Düzelmeyen “Bug”

Herkes 20 yıl sonrasını devasa bir siberpunk filmi gibi hayal ediyor. Uçan arabalar, beyin çipleri, yerimizi alan ultra zeki robotlar… Ah işimdi Geleceğe Dönüş geldi aklıma 2000 yılını da öyle düşümüştük değil mi? Teknoloji fütüristlerine kalsak 2046’da hepimiz Mars’ta kod yazıyor ya da sanal gerçeklikte kokteyl yudumluyor olacağız.

İşin yani mutfağına indiğimizde ise gerçek çok daha düz, sıradan ve pragmatik.

Araçlar, arayüzler ve yazılımlar ne kadar değişirse değişsin, sistemin merkezinde “insan” olduğu sürece aynı absürtlükleri çok daha parlak ekranlarda yaşamaya devam edeceğiz. Peki 20 yıl sonra ne iş mi yapacağız? Gelin bu simülasyonun geleceğine bakalım.

Fiziksel Gerçeklikten Kaçış Yok

Öncelikle şunu kabullenelim, her şey dijitalleşmeyecek. Yapay zeka istediği kadar kusursuz ve pürüzsüz işler yapsın, robotlar her ne kadar bir işin ucundan tutsun, o çamurlu şantiyeye girmek için yine o çelik burunlu iş ayakkabılarını giymek zorunda kalacağız.

Evdeki teknolojiler uzay çağına geçse de, o akıllı mutfağın sıva üstü prizlerinin altyapısını kurmak, o kabloyu o duvardan geçirmek yine fiziksel bir “amelelik” gerektirecek. Çünkü hiçbir algoritma, gerçek dünyadaki o yamuk duvarı, eksik dökülen betonu ya da donanımsal bir temassızlığı kendi kendine düzeltemez. Sistem dijital olsa da, bağlantı noktaları her zaman fizikseldir. Bir diğer gerçeklik ise o kullanacağımız robotların maliyetinin insandan daha fazla olacağı.

Geleceğin Absürt Problemleri

Teknoloji geliştikçe dertlerimiz bitmeyecek, sadece şekil değiştirecek. Eskiden veritabanı sorguları yavaş diye sistem çökerdi. 20 yıl sonra muhtemelen blockchain altyapısıyla çalışan akıllı fırınımız, kripto cüzdanımızdaki USDT bakiyesi yetersiz olduğu için veya premium üyelik aidatını NFC ile çekemediği için o keki pişirmeyi reddedecek. Ve biz yine elimizde tornavida, “bu aletin sensörü niye okumuyor” diye kendi kurduğumuz altyapıyla boğuşacağız.

Yazılımcılar işsiz mi kalacak? Hayır, sadece unvanları değişecek. “Sistem Mühendisi” yerine muhtemelen “Yapay Zeka Terapisti” olacağız. Saniyede trilyonlarca işlem yapan o devasa dil modelleri mantık hataları verdiğinde, onlara “Hayır canım kardeşim, o veriyi öyle çekmeyeceksin, bak konteynerı yanlış izole ettin” diye dert anlatan dijital bakıcılara dönüşeceğiz.

Karar Verme Sorunu

Eğlence sektörü mü? Orası tam bir trajedi olacak. Beynimize doğrudan görüntü aktaran çipler icat edilse bile, cuma akşamı o çipi açıp “Bu akşam ne izlesek?” diye iki saat boyunca devasa algoritmaların içinde kaybolmaya devam edeceğiz. Araçlar değişecek ama insan zihninin o meşhur karar verme felci hiçbir zaman çözülemeyecek.

Özetle, 20 yıl sonra her şey çok fantastik görünecek ama çekirdek kodumuz aynı kalacağı için, hatalar da aynı olacak. İnsan, ne kadar gelişmiş bir sistem kurarsa kursun, o simülasyonun en inatçı, en düzeltilemez “miras” kodudur.

Biz değişmeyeceğiz, sadece boğuştuğumuz sorunların kalitesi artacak.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Siz ne düşünüyorsunuz?