İçeriğe geç

21. Yüzyılda Orta Çağ Deneyimi: Kemik Oturtma Seansı ve Alçının Ağırlığı

Biraz izole yaşadığım doğru. Bir tarafta teknoloji ve yapay zekayla uğraşırken, diğer tarafta edebiyatla haşır neşir olup gerçek hayattan tamamen soyutlanmış gibi hissediyorum bazen. Kendimi yapay zekaların, bulut sunucuların ve uzay çağının tam ortasında yarı-sayborg gibi gördüğüm anlar bile oluyor; sanki klonlanmış dijital bir kopyayım.

Sonra bir gün bir hastane odasında sedyeye yatırılıyorum. İki hekim, birkaç hemşire koluma asılıyor; biri bir tarafa çekiyor, diğeri öbür tarafa. Geriye doğru kaymış bir kemiği yerine oturtmak için uygulanan yöntem, muhtemelen üç bin yıl önceki Hitit hekimlerinin yaptığından farksız. Saf fiziksel kuvvet, biraz acı ve ardından alçı. O kısmı hiç anlatamam.

Tüm o dijital ve sofistike hayat, bir sedyenin üstünde söylenen o meşhur cümleyle sıfırlanıyor: “Biraz bastıracağım, derin nefes al, kendini sıkma.”

Alçının Mekanik Gerçekliği

Artık konu sadece “tek elle klavyede yazmak” değil, sağ tarafta taşınan hareketsiz, soğuk ve gittikçe ağırlaşan bir beton kütlesiyle yaşamak.

Giyinmek, ciddi bir geometri ve esneklik bilgisi gerektiren bir probleme dönüştü.

Yatakta sağdan sola dönmek, koca bir lojistik operasyon.

Kendi kendine zonklayan ağrısı bir yana, alçının altında kaşınan yere ulaşamamak bambaşka bir delirme sebebi.

İnsan sistemleri optimize etmeye çalışırken, doğa sana dönüp diyor ki: “Sen önce şu kireç kalıbının içinde iki hafta kıpırdamadan durmayı öğren.”

Zorunlu Bakım Modu

Belki de bu hafta yazacağım en dürüst şey şu: “Sistem bir süre servis dışı.” Kendimi sürekli üretmeye, yazmaya, bir şeyler yetiştirmeye zorlamak yerine; biyolojik sınırların çizdiği o çizgiyi kabul edip zorunlu bir nefes almak gerekiyor.

Bu arada, bana neden rapor vermediler ya? Neden hala çalışıyorum ben? Hoş, rapor verseler de yerimde rahat duramam, o da ayrı konu.


Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Siz ne düşünüyorsunuz?