Bedenin bir şekilde seni kısıtlaması, günümüz insanının başına gelebilecek en büyük krizlerden biridir. Çünkü durmak; odayı saran o tekinsiz sessizlikle, kafanın içinde sürekli homurdanan kendi sesinle ve en kötüsü de hiçbir şey üretmiyor, yapmıyor olmanın getirdiği o sinsi suçlulukla baş başa kalmak demektir.
Sağ kolum dirsekten parmak ucuna kadar kireç kalıbının içinde. Doktorun reçetesi net ama uygulamak için ayrı bir zihinsel mesai lazım: “Dinleneceksin, kolunu havada tutacaksın, zorlamayacaksın, kafanı boşaltacaksın ve vücudun kendini tamir etmesine izin vereceksin.”
Peki günümüz insanının kafası ne yapar? Dinlenir mi? Rölantiye alır mı kendini? Asla. Biyolojik donanım arıza verip “boşta” moduna geçtiği an, zihindeki o doymak bilmez duyusal obezite anında kriz geçirmeye başlar. Sol elimle telefona uzanıyorum; telefonu alttan tutan serçe parmağımın birazdan sızlayacağını bile bile, tek parmağımla sanki memleketi ben kurtaracakmışım gibi akışı kaydırmaya koyuluyorum. Zihnime aralıksız bir veri, bir kavga, bir analiz boca etmem lazım; aksi takdirde o sessizlik gelip boğazıma çökecek.
Algoritmik Narkoz: “Bu Manipülasyonları Fark Ettiniz mi?”
Ekranda bir video başlıyor. Ciddi bir ses tonu, arkada gerilimli bir müzik… Son dönemdeki usulsüzlük ve fon skandallarındaki iktidar manipülasyonunu fark edip etmediğimizi soruyor.
Birdenbire alçıdaki kolumun sızısı arka plana çekiliyor. Yerine devasa bir iletişim ve siyaset sosyolojisi seansı açılıyor. Videodaki anlatıcı son derece analitik; skandalın nasıl bir “erdem ve istifa” hikayesine dönüştürülüp normalleştirildiğini anlatıyor. Sonra o meşhur kavrama geliyoruz: Scapegoating (bireysel çürük illüzyonu). Yani sistem temiz, kurum pürüzsüz ama aradaki bir kişi çürükmüş gibi gösterilerek yapısal denetimsizliğin üzeri örtülüyor. Üzerine bir de o bildik whataboutism sosu: “Ama diğerleri de şunu yaptı!”
Videoyu sol elimin başparmağıyla durdurup boş duvara bakıyorum. Durumun absürtlüğü öyle bir çarpıyor ki, gülsem kolum sızlayacak.
Mikroda Beden, Makroda Sistem: Suçu Şahsa Yıkmak
Ekranda anlatılan bu kaçış refleksi bana hiç yabancı gelmiyor. Çünkü memleketin skandalları savuşturma refleksiyle, benim şu kırık koluma yaptığım muamele tıpatıp aynı.
Sistemde devasa bir yapısal çürüme var; denetim mekanizmaları aylarca uyumuş, kaynaklar buharlaşmış, ortalık yangın yerine dönmüş ama fatura tek bir kişiye kesilip “Bakın gereğini yaptık, hadi dağılın” deniyor. Üstelik o “gereği” de yarım yamalak; ortada açılmış gerçek bir hesaplaşma davası bile yok.
Ben de kendi hayatımda tam olarak bunu yapıyorum: Yıllardır dinlenmeyi reddeden, zihnini 7/24 ekranlarla, bildirimlerle ve anlamsız bir koşturmacayla haşat eden bir yaşam mimarim var. Bedenim en sonunda isyan bayrağını çekmiş. Düz olması gereken kaldırımda çıkıntı yapan bir taşa ayağım takılmış ve kemik kırılmış. Ama ben yapısal sorunu, yani o duramama ve sessizlikten delice korkma hastalığımı sorgulamak yerine; faturayı hemen “sakarlığa” kesiyorum. Tek bir fail ilan ediyorum: “Kaldırımdan çıkan taş ve dikkatsiz bir adım.” Kurum temiz, şahıs suçlu!
Gürültüyle Uyuşmak
En trajikomik tarafı da bu zaten. Kırık ve alçılı kolun içinde zonklayan o gerçek, saf fiziksel acıyı; internetteki “sen de yaptın / ben de yaptım” gürültüsüyle bastırmaya çalışıyorum. Ne kadar çok manipülasyon analizi izlersem, ne kadar çok başkalarının hırsızlığına, arsızlığına ve algı oyunlarına kafa yorarsam, kendi kireç kalıbımın içindeki çaresizliği o kadar az duyuyorum.
Biz sessizlikten korkuyoruz. Kendi iç sesimizin yankısından öyle bir ürküyoruz ki; başkalarının devasa usulsüzlükleri, siyasi manevraları ve ekranlardan fışkıran kirli gürültü bize birer ağrı kesici gibi geliyor.
Bütün o cinayetli, kaçırmalı, ekran arkası yasaklı maddeli ama nedense hâlâ “genel izleyici” etiketiyle yayınlanan gündüz kuşağı programlarını izleyen kalabalıkla aramda hiçbir fark yok. Kurumları denetlemeyen bir yapının “bakın istifa ettirdik” diyerek erdem devşirmesiyle; dinlenmeyi bilmeyen bir adamın yatakta “iki video izleyip aydınlanıyorum” diyerek kendini kandırması aynı illüzyonun parçası.
Neyse, sol parmağım da yoruldu. Bir sonraki manipülasyon videosuna kadar biraz “boşta” kalmayı deneyeyim. Tabii başarabilirsem.
Resül Efe sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
